Mutlak kulağı olanların bu yönleri hakkında durmadan böbürlenmek gibi bir eğilimleri vardır. Bunu anlamak zor değil: Toplumumuz uzun zamandır bu “Tanrı vergisi”ni “nadir bulunan ve arzulanan bir müzikal yetenek” olarak yücelterek, ona çok fazla değer atfetti. Mozart, Beethoven, Chopin ve Handel’in hepsinin mutlak kulakları vardı. Bu da klasik müzik meraklılarının bu bestecilerin ne kadar dâhi olduğunu açıklamak için çokça başvurdukları bir gerçek olageldi.

Ancak, bir psikoloji araştırması gösteriyor ki mükemmel kulak, uzun süredir varsaydığımızın aksine oyunun kurallarını değiştiren müzikal kabiliyet olmayabilir. Aslına bakarsanız, çoğumuz benzer müzikal yeteneklere sahibiz.

newspaper-article-absolute-pitch

Birçok insan mükemmel kulağa benzer bir özelliğe sahip. Arkansas Üniversitesi Müzik Kavrama Laboratuvarı Direktörü Elizabeth Hellmuth Margulis’e göre mükemmel kulak (bilimsel çevrelerde bilindiği şekliyle mutlak kulak) 10.000 insandan birinde bulunuyor. Ancak, Ocak ayında Aeon dergisinde yayımlanan makalesine göre, “Birçok araştırma gösteriyor ki geriye kalan 9.999 kişi de mutlak kulak kırıntılarına sahip. Bu da esasında onlarla aramızda çok da büyük bir fark olmadığı şeklinde yorumlanabilir.” Margulis’in Bucknell Üniversitesi ve McGill Üniversitesi’nin araştırmalarından yaptığı alıntılar,  bir televizyon şovunun jenerik şarkısı gibi bilinen parçalarda orijinal nota kaçınca müzikle zerre alakası olmayan insanların bile ortada bir gariplik olduğunu fark edebildiğini söylüyor. Onların mutlak-olmayan kulakları The Simpsons’ın jenerik şarkısının notalarını birebir çıkaramayabilirler, ama şarkının hatalı mı hatasız mı çalındığını yakalayabiliyorlar. Hatta şarkıyı söylemeleri istendiğinde şaşırtıcı bir isabetle söyleyebiliyorlar bile.

Notaların isimleri, aralarındaki ilişki kadar önemli değil. Örneğin bir notanın “Mi” oluşu, içinde yer aldığı bağlam haricinde büyük bir önem teşkil etmiyor. Mi, Do’nun majör üçlüsüdür, ama aynı zamanda Do diyezin de minör üçlüsüdür. Böylece Mi, Do majörde neşeli bir nota gibi tınlayacakken, Do minörde ise hüzünlü tınlayacaktır. Bir ton üzerinde bu notaların yerini tanıma yeteneğine ise göreceli kulak deniyor ve şükürler olsun ki çoğu müzik dinleyicisi dolaylı olarak bu yeteneğe sahip. Ve daha da önemlisi, müzik dinleme deneyimimiz söz konusu olduğunda bunun mutlak kulaktan çok daha hayati bir tarafı var.

Bazı nörolojik araştırmalar gösteriyor ki, mutlak kulağa sahip olmak müzik dinlemeye ve beste yapmaya engel olabiliyor, zira mutlak kulak, göreceli kulağımızın dikkatini toplamasına izin vermiyor. Nörolog Oliver Sacks, Müzikofili adlı kitabında, mutlak kulağa sahip nörolog bir arkadaşı olan Steven Frucht’ın yaşadığı deneyimleri anlatır. Frucht, müzik dinlerken, armonileri veya iki ses arasındaki perde farkını duymakta çok ciddi bir zorluk çeker, çünkü aklı, dinlediği şeyi oluşturan notaları belirlemekle çok meşguldür. Başka bir deyişle, Fa notasının ne kadar Fa olduğu ve Si notasının ne kadar Si olduğuyla o kadar kafayı bozmuştur ki, onların bir “triton”, yani Batı müziğinin en ahenksiz ve şeytani olarak tanımlanan ve hatta yasaklanan ses aralığını oluşturduğunu fark edemez bile. Triton o kadar güçlü bir aralıktır ki, 70’lerde Black Sabbath’ın, heavy metal’in temelini oluşturacak soundunun en kilit öğelerinden biri olmuştur. Uç örneklerde ise, mutlak kulağa sahip biri, Black Sabbath ile standart bir blues riffinin arasındaki muazzam duygusal farkı anlayamayacaktır.

Mükemmel kulak o kadar da “mükemmel” olmayabilir. Chicago Üniversitesi’nin 2013’te yaptığı bir araştırma, mutlak kulağa sahip insanların yanılabildiklerini ortaya koydu. Çevrede bulunan notaların kademeli bir şekilde değiştirilmesiyle mutlak kulağın odağı rahatlıkla kayabilir. Yüksek lisans öğrencisi Stephen Hedger, doktora sonrası çalışmalarına devam eden Shannon Heald ve psikoloji profesörü Howard Nusbaum, mükemmel kulağa sahip 27 kişiyi incelediler. Katılımcılarına bir Brahms senfonisi dinlettiler ve yavaş yavaş, akortsuz üç notaya ulaşana kadar, senfoninin akorduyla oynadılar. Şarkıda bulunmayan üç tam ses duymalarına rağmen katılımcıların hiçbiri ortada bir gariplik olduğunu fark etmedi.

Bu araştırma da, mükemmel kulağın hâlâ göreceli kulağa oldukça bağlı olduğunu kanıtlıyor. Göreceli kulağa da her dinleyici sahip.

Sonuç olarak, toplumun dayattığının aksine, mutlak kulak o kadar da müstesna bir şey değil. Buzdolabının çalışırken çıkardığı sesin notasını çat diye söylemek bir partide oldukça havalı olabilir, ama müzikal kompozisyon söz konusu olduğunda o kadar da harikulade bir lütuf değil. Mozart veya Beethoven’ın mutlak kulağına sahip olmadığı için hiçbir müzisyen cesaretini kaybetmemeli. Oliver Sacks’in de belirttiği üzere, Wagner de Schumann da mutlak kulağa sahip değildi, yine de gayet iyi idare ediyorlardı.

* Bu yazı, Tom Barnes’ın mic.com’da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.