İzleyicilerin kafasını karıştırıyor, eleştirmenleri keyiflendiriyor. Peki, Mulholland Çıkmazı nasıl 2000’lerin en iyi filmi seçildi?

Sinema, 21. yüzyılın başlarında bir tür varoluşsal kriz yaşadı. “Televizyon filmi” gibi terimler eskiden hakaret sayılırdı, televizyonun yeni altın çağını yaşadığı günümüzde ise mesele artık bu değil. David Lynch’in “akla ziyan” Mulholland Çıkmazı filminin BBC Culture tarafından film eleştirmenleri arasında gerçekleştirilen ankette 21. yüzyılın en iyi filmi seçilmesi muhtemelen tesadüf değildi. Filmin çıkış noktasında yine televizyon vardı: Kabul görmemiş bir televizyon dizisinin pilot bölümü olarak başlayıp uzun metraj bir filme dönüştü.

Filmin talihsiz hikâyesinin yanı sıra Hollywood stüdyolarındaki entrikalar ve güç gösterileri, David Lynch tarafından Mulholland Çıkmazı’nda alenen betimlendi. Mulholland Çıkmazı, rüya maskesinin ardından Hollywood entrikalarına “göz alıcı” bir eleştiri getiriyordu.

Mullholland Çıkmazı hikâyesine ilişkin ilk fikir, David Lynch’in kült televizyon dizisi Twin Peaks’in hazırlıkları sırasında ortaya çıktı. Yönetmen, bu fikri bir televizyon dizisine dönüştürmeye niyetlenmiş, Twin Peaks’in başarısı sayesinde ABC kanalından da olumlu yanıt almıştı. Ancak kanal 37 dakikalık ilk bölümden memnun kalmadı, hem dizinin süresini uzun bulmuş hem de bölümdeki kimi planlara itiraz etmişti. Bunun üzerine yönetmen de hikâyesini uzun metraj filme çevirmeye karar verdi.

İzleyicinin aklını karıştıracak imgelerle tıka basa dolu olan Mulholland Çıkmazı, Hollywood’un piyasa güçlerine ilişkin karamsar bir yorum getiriyordu. David Lynch, film eleştirmenlerine baştan çıkarıcı bir şey sunmuştu: Film yapımının ticari gerekliliklerinin eleştirisine dair entelektüel bir faaliyetle meşgulken kendilerini rüya benzeri atmosfere de teslim edebilirlerdi.

Mulholland Çıkmazı’nın önemi belki de bir önceki yüzyılın eleştirmenlerce en çok beğenilen filmi Yurttaş Kane (Orson Welles, 1941) ile yapılacak bir karşılaştırmayla anlaşılabilir. Eğer Yurttaş Kane film yapımındaki pratik ve kullanışlı bilgiler üzerine usta işi bir makale olarak görülürse, Mulholland Çıkmazı’nın daha tematik ve kavramsal bir cazibeye sahip olduğu söylenebilir.

David Lynch, Orson Welles’e kıyasla “büyük” filmin nasıl yapılacağını değil, “büyük” filmin nelere kadir olduğunu gösteriyordu. Yönetmenin izlekleri geleneksel değildi: Rüyalar cisimleştiriliyor, düşünce balonları hayata geçiriliyordu. Orson Welles filmine kısa bir sürrealizm anıyla başlıyor sonra da dolaysız bir anlatıma yöneliyordu. Oysa David Lynch gerçeküstü atmosferi film boyunca koruyordu. Bu anlamda, Mulholland Çıkmazı Yurttaş Kane’in bıraktığı yerden devam ediyordu.

İzleyicileri rüya çözümlemesine katılmaya teşvik etmek, film eleştirmenlerini ışığa üşüşen pervaneler gibi cezbeden bir tercihti. Film, yanıtlardan çok sorulara önem atfediyor, her sahnesinde ziyadesiyle zengin bir sinema deneyimi sunuyor ve sinemanın potansiyeline ilişkin beklentilerimizi yükseltiyordu.

Kaynak: BBC Culture