Çok değil, bir buçuk yıl kadar önce Yenikapı dolgusunda milli irade davetine icabet etmiş topluluğa sahneden şöyle bir duyuru yapılıyordu: “Arkada güvenlik kontrolünün oradakiler! Lütfen önlere doğru yaklaşalım. Açın orayı! Milyonlar akın akın alana doğru geliyor.”

Başkent Washington D.C.’de geçireceğim 2-3 yoğun güne dair beni en ferahlatan düşünce, Türkiye gündeminden mecburen biraz kopacak olmamdı. Bir dergi için Donald Trump’ın yemin töreni ve Kadınların Yürüyüşü’nü fotoğraflayacak arkadaşımla New York’tan yola çıktık. Gündemimiz protesto ve yürüyüş olduğu için, sohbetimiz de böyle eylemlerin fotoğrafları üzerine oldu. Arkadaşım, ABD’deki protesto biçimlerinin durağan ve tekdüze olduğundan hayıflandı. Bunun güçlü aksiyon fotoğrafları çıkarmayı zorlaştırdığından söz etti. Polisle saatlerce karşılıklı durup sınırları belli alanda bağırıp çağırmanın getirilerini ve götürülerini tartıştık. En sonunda “Demokrasi fotoğrafı öldürür mü?” sorusuyla mola yerine park ettik.

Washington D.C.’ye vardığımızda, kalacağımız yere geçmeden Congress’te (Meclis) çalışan bir tanıdıkla şehrin nabzını tutmak üzere sözleştik. Buluştuğumuzda, Trump’ın kazanmasıyla birlikte düştüğü boşluğu tarif etmeye çalıştı. Yaşadığı duygusal kırılmaların üstesinden gelmekte zorlandığını anlattı. Tutkulu bir Hillary destekçisiymiş ve kazanmasına kesin gözüyle baktığından, yeni başkanın yemin töreni için aylar öncesinden heyecanla aldığı iki adet özel alan biletini buruk bir ifadeyle bize takdim etti. Ertesi sabah için planım, şehrin çeşitli parklarına yayılmış ve her biri farklı konulara odaklanan protesto gösterilerine uğradıktan sonra Trump’ın yemin törenine herhangi bir anında ulaşarak elimdeki biletin ederini gözlemlemekti.

İlk durağım Kuzey Dakota petrol boru hattını protesto eden ve Standing Rock kabilesine destek vermek için bir araya gelen göstericilerin olduğu parktı. Hep birlikte, defalarca, kısa, öz ve yüksek bir sesle “su hayattır” dedik.

Milli İrade Günlüğü, ABD

Fotoğraf: Civan Özkanoğlu

10 dakika ötedeki bir parkta, başkentteki esrar üreticilerini ve tüketicilerini koruyan yasaların çıkması için toplanmış bir grup gösteri yaparken, başka bir parkta Trump’ın seçim kampanyası boyunca sarfettiği sözleri hedef alan bir grup vardı. Yani herkes bu özel güne kendince bir yerinden bağlanmıştı. Bu, meselenin gerçekten de üç beş ağaç olmadığı 2013’e götürdü beni. Şehrin talanından kürtaj yasağına, sansürlerden otosansürlere herkes kendi tahammül sınırının zorlandığı yerden Gezi’ye bağlanmıştı. Burada ise Washington şehrinin ihtiyaç fazlası parklar menüsü, protestomuzu seçip daha küçük gruplara bölünmemiz gerektiğine işaret ediyordu.

Öğleden sonra bir parktan diğerine ilerlerken şehrin orta yerinde polisle bir grup arasında yükselen tansiyonu görünce mola verdim. Starbucks, Mcdonalds gibi sembol mekânların camlarını hedef almış bu gruba polisin ilk saldırısı şiddetliydi, kalabalığı biraz dağıttı. Kitle “yeterince” korkmadıkça ve uzaklaşmadıkça polis kontrolünü kaybetti. Tanıdık kokular ortaya çıktı. Çok yakınlarında sayılmazdım ama biber gazı oldukça kesif ve boğucuydu. Aynı koku, aynı tat ama yoğunluğu çok daha fazla. Kaldırıma oturdum ve bir an için bizim biber gazlarına su katıp katmadıklarını merak ettim.

Ayağa kalktım, her şeyin dozu artarak devam ediyordu. Kitlenin yine tanıdık bir egzersize başladığını farkettim: İleri geri, ileri geri. Polis ittikçe arkaya dönüp koşuyorlar, yeterince kaçtıktan sonra cesaretlerini toplayıp tekrar geri dönüyorlardı. Yalnız buradaki protestocular çok şanslıydı, İstanbul’daki gibi yokuşlar yoktu.

Bir süre sonra ne polis ne de göstericiler hareket ediyordu. Aralarında sadece birkaç metre bırakarak karşılıklı cephe almışlardı ve iki taraf da durmuş birbirine bakıyordu. Bu durma ve bakma hali iki saat kadar sürdü. Tam olarak yolda fotoğrafçı arkadaşımla konuştuğumuz anlardı. İki tarafın da bir stratejisi yok gibiydi. Ne polisin set çektiği yerin arkası göstericiler için bir hedefti ne de polisin onları geriye itmesi artık bir şey ifade edecekti. Aksiyon beklenmedik bir yerden geldi: Göstericiler tarafından talan edilmiş park halindeki bir limuzinin bagajından çıkardıkları yedek lastiği elleriyle sokakta sürmeleriyle birlikte duran herkes birden harekete geçti ve beş yüz kadar kişi bir lastiğin peşinde kendi bilinmezlikleriyle birlikte polisi epey yordu.

Milli İrade Günlüğü: ABD

Fotoğraf: Civan Özkanoğlu

Şehir merkezindeki bu gösterilerle epey vakit geçirmiştim ve zaten izlemeye pek niyetli olmadığım töreni takip etmekte oldukça geç kaldım. (Trump’ın konuşmasını daha sonra okuduğumda, son zamanlarda yaptığı konuşmalarıyla aynı minvalde kalarak, milli iradenin öneminden, yapılacak köprülerin, havaalanlarının ve tünellerin önceliğinden bahsettiğini gördüm.)

Bir sonraki gün ise yeni bir söz, yeni bir başlangıç ile çok daha fazla umut ve dayanışma vaat ediyordu. Kadınların Yürüyüşü’ne ülkenin dört bir yanından yoğun bir katılım vardı. Sabah alana gidebilmek için türlü yollar denedim. Vardığımda bir noktaya sabitlenip, sahnedeki konuşmaların tamamlanmasını ve yürüyüşün başlamasını bekledim. İleri veya geri gidemeden aynı noktada üç saat kadar durduktan sonra organizatörlerin Twitter hesaplarını güncellemeleriyle birlikte bir hareketlilik oldu. Zira mesajda yürüyüşün başladığı ve ilk ekibin rotayı tamamladığı yazıyordu. Bu, biz kendimizi pek de arkada sanmayanlar için şaşırtıcı oldu. Yeni bir mesajda ise planlanan rotayı yürümenin katılımcı sayısından dolayı zorlaştığını, dolayısıyla herkesin kendi rotasını çizmekte özgür olduğunu belirttiler.

Bu tür kalabalıkları gördüğümde sayı tahminimi hep aynı görsel üzerinden düşünerek yaparım: İnönü Stadyumu’nun eski hali blok blok gözümün önüne gelir ve o an içinde bulunduğum kalabalık neyse onları sırayla o bloklara yerleştiririm. Kadınların Yürüyüşü bu tahmin sınırlarımı zorlayan bir görüntüye ulaştı. Ama stadyumla hazır bağ kurmuşken bir deneme yapmak istedim: 20 İnönü Stadyumu? Daha da fazlasıymış.

Milli İrade Günlüğü: ABD

Fotoğraf: Civan Özkanoğlu

Günümüzü renklendirenler herkesin sözünü söylediği, yaratıcı ve gururla taşınan pankartlardı. Bir yandan etrafımdakileri okurken, diğer yandan telefonda New York’taki yürüyüşe katılan arkadaşların sosyal medyadaki fotoğraflarına bakıyordum. Onların birinde bir kadın arkadaşım “Senin annen de bir kadındı” pankartıyla Trump’a sesleniyordu. Bu cümleyi en son, kadınları aşağılama suçuyla hakkında dava açılan Trabzonspor eski başkanından işitmiştim. Kameralar karşısındaki ilk savunmasında aşağılama gibi bir şeyin mümkün olamayacağını söylemiş, bunun ispatı olarak da “benim annem de bir kadın” demişti. Bu cümledeki “anne” tuzağına düşmemek için daha katedilecek çok yolumuz olduğunu fark etttim.

Milli İrade Günlüğü: ABD

Fotoğraf: Civan Özkanoğlu

Öte yandan vajina bahisli pankartların ezici fazlalığı, acaba biraz odaktan sapma mı olmuş diye beni biraz endişelendirdi. Sadece bana değil, Türkiye’deki bir kadın arkadaşıma da öyle görünmüş olacak ki mesajında “basına yansıyan fotoğraflar yanıltıcı mı bilmiyorum ama vajinaya vurgu biraz fazla olmuş, translar gücendi,” demiş. Hatta konuyu başka bir boyuta taşıyarak “bir de bütün vajinalar pembeydi fotolarda gözlerim siyah vajina aradı” diye eklemiş. Herkesin kendi derdinden meseleye bağlanmasının, zihinleri açma ve dayanışmayı güçlendirme anlamındaki önemini bir kez daha kanıksamış oldum.

Yorucu hafta sonunun bitiminde haberleri gözden geçirdiğimde, The New York Times gazetesi Trump hükümetinin şu ana kadarki en beyaz ve en erkek kabineden oluştuğuna vurgu yaparken, CNN televizyonu Kadınlar Yürüyüşü’ne dair bir canlı yayınını 8 erkek 1 kadın ile yapıyordu.

Millirade_ABD-CNN

En çok gündem oluşturan konu ise yeni başkan ile medya arasındaki ilk gerilim oldu. Bazı medya kuruluşları Obama’nın ilk yemin törenindeki kalabalığın fotoğrafıyla Trump’ınkini yan yana koyup doğal olarak bu farklılıktan haber çıkardılar. Trump’ın konuya dair şuursuz açıklamalarının ardından Beyaz Saray basın sözcüsü de akıllarla alay eder bir şekilde, “Şu ana kadarki en yüksek katılımın olduğu yemin töreniydi. Nokta,” dedi. Göz göre göre bu yalana maruz kalmak başta sinir bozucu olsa da birtakım tecrübeler gösteriyor ki bu işler böyle dönüyor.

Fotoğraf: Civan Özkanoğlu

Yenikapı’da sahneden o duyuru yapıldığında hemen etrafıma bakınmıştım, çünkü tam olarak seslenilen taraftaki güvenlik kapılarındaydım. Kapılardan geçenler ve civarda dolananlar hepi topu 20-30 kişiydi. Ne bir kapılara yığılan ne de alana akan milyonlar vardı. Sunucunun konuşmasının devamındaki hitap ve tondan da farketmiştim ki aslında önündekilere, oraya gelenlere değil, mitingi TV’den canlı izleyenlere konuşuyordu. Olan yerine kurgulananı tarihe bırakma adına her şey mübahtı. Çünkü yeni toplumsal ve politik düzen algıları gerçeklerden daha değerli kılıyordu.

Pazar sabahı şehirden ayrılmadan, evinde kaldığımız arkadaşın organizasyonuyla küçük bir grupla kahvaltıda buluştuk. Yanımda oturan yeni tanıştığım kişi her ne kadar doğrudan söylemese de çeşitli ülkelerde ABD için görev yapmış eski bir ajan olduğunu hissettirdi.  Şu an Dışişleri Bakanlığı için çalıştığını ve başında olduğu departmanı bugünlerde en çok meşgul eden konunun -basına da yakın zamanda yansıyan- Gana’da Türkler tarafından açılmış ve yaklaşık 10 yıldır faaliyet gösteren “sahte ABD elçiliği” soruşturması olduğunu söyledi.

Milli İrade Günlüğü: ABD

Fotoğraf: Civan Özkanoğlu

New York’a, eve döndüm. Henüz bir gün geçmişti ki, Trump Kuzey Dakota petrol boru hattı projesini onaylayacağını söyledi. Birkaç bin insan haftasonundan antrenmanlı olmanın rahatlığıyla hemen organize olup önce Central Park, oradan da Trump Tower’a doğru harekete geçti.  O gün bugündür de şehirdeki hareketlilik ve direnme hâli devam ediyor:

Dakota petrol boru hattının sahibi olan Energy Transfer Partners şirketindeki hisselerini daha önce sattığını açıklayan Trump, bu satışı ispatlayamadı.

Yemin töreni protestolarını haber yapan dört gazeteci hakkında daha hukuki işlem başlatıldı.

Trump, Meksika sınırına duvar örülmesi emrini imzaladı.

Çevre Bakanlığı’nın yaptığı tüm çalışmaların kamuya açıklanmasından önce Beyaz Saray politika ekibi tarafından incelenmesi zorunlu kılındı.

Başkan Yardımcısı Pence, kürtaj için sağlanan sağlık hizmetinin vatandaşların vergileriyle karşılandığını ve bunu durduracağını vaat etti.

Trump, yedi Müslüman ülke vatandaşlarının ABD’ye girişini yasakladı.

Trump, göçmenlere ve müslümanlara uygulanan yasağa karşı çıkan Adalet Bakanı Sally Yates’in görevine son verdi.

ExonnMobil eski CEO’su Rex Tillerson Dışişleri Bakanlığı’na atandı.

Zihinsel engelli kişilere silah satışını engelleyen düzenlemenin kaldırılması Temsilciler Meclisi’nde görüşüldü ve oylamaya sunuldu.

Senato ve Temsilciler Meclisi, kiliselerde politik faaliyetlerin yapılmasını engelleyen mevzuatı ortadan kaldırmak için yasa tasarısı sundu.

Trump, Beyaz Saray’da çalışan kadınların “kadın gibi” giyinmelerini istedi.

Federal yargıç James Robart Başkan’ın koyduğu ülkeye giriş yasağına dair yürütmeyi durdurma karar aldı.

Trump yürütmeyi durdurma kararını temyiz için Anayasa Mahkemesi’ne gidilebileceğini söyledi.

Trump ülkenin dört bir yanından şeriflerle toplantıda buluştu.

Milli irade, bu kez ABD’de tecelli ediyordu.