Yeni bir tiyatro oyunu olan World Factory, izleyiciden Çin’de bir tekstil fabrikasını yönetmesini istiyor – izleyicinin sergilediği davranışlar oyunun yaratıcılarını bile hayrete düşürecek boyutta.

Zor bir seçimdi: işgücünün üçte birini kov ya da maaşlarda üçte birlik bir indirim yap. Kısa bir yönetim kurulu toplantısından sonra maaşları düşürdük, hayatta kalacaklarından ve verdikleri iki haftalık aradan sonra fabrikaya döneceklerinden emin olduk.

Ama bu yalnızca başlangıçtı. Zoe Svendsen’ın Young Vic tiyatrosunda sahnelediği oyunu World Factory’de, izleyiciler oyuncu oluyor. On altı takım fabrika masalarının etrafına geçiyor ve Çin’de bir fabrikayı yönetmelerini gerektiren dikkatlice tasarlanmış bir oyunu oynuyor. Bir çıbanbaşıyla nasıl başa çıkarsınız? Ahlâklı perakendecileri nasıl üçkâğıda getirirsiniz? Her zaman daim olan para ödemeyen müşteri sorunuyla nasıl başa çıkarsınız? Cevaplar hep iki seçenekli olduğu için nadiren hoşa giden bir sonuç çıkıyor. Ancak beni şok eden ve tüm salonu şaşırtan, Londra South Bank tarafından son derece düzgün, liberal hipster’ların, yönetim kurulu masasına oturduklarında nasıl vicdansız kapitalistlere dönüşebildikleriydi.

Oyun tarafından ortaya koyulan durum, tüm yöneticilerin baş etmek zorunda kaldıkları zor seçimlerden: genellikle nakit akışıyla ilgili kısa vadeli mevzulara karşı, işgücünü besleyip, müşteri portföyünü geliştirmeye yönelik uzun vadeli planlar. Salon içerisindeki ses sisteminden, İngilizce ve Çince “İşgücünüz en kıymetli hazinenizdir” diye ciyak ciyak bağıran sese rağmen genç profesyonellerimiz, çalışanlara pislik gibi davranmalarını engellemek için tatlı dille defalarca uyarılmak zorunda kaldılar.

Her performansta, her takımın her seçimi kaydedildiği için yalnız olmadığımı biliyordum. Oyunlardan sonra toparlanıp hazırlanan grafikler, her izleyicinin, her temsilde paraya yönelip ahlâktan uzaklaştığını gösteriyor.

Svendsen diyor ki: “Maaşları düşürdükten sonra tekrar yükseltme şansı verilen birçok insan, yükseltmemeyi tercih etti. Oyunun tercih ağacında yalnızca izleyicinin belirli ahlâki seçimler yapması sonucu devreye giren bölümler var ancak çok az insan o bölümlere ulaşabildi. İnsanları daha kapitalist yöntemleri daha fazla kullanmaya iten şey yalnızca kâr değil, aynı zamanda ihtiyat ve ne pahasına olursa olsun hayatta kalma içgüdüsüydü.”

Kısaca birçok insanın 21.yy’da bir işletme sahibi olmanın ne demek olduğuna dair hiç bir fikri yok. Evet, Doğu Anglia[i] ve Şangay’daki tedarikçiler ahlâki değerleriniz kırmaya çalışacak, ancak birçok büyük firmanın iyi işletmeye, çevreciliğe ve sürdürülebilirliğe bağlılığı bir gerçek. Ve evet, para gerçekten de önemli. Ancak küresel ekonomide gerçek işletmeler kayıp yaşayarak, borca girerek çalışanlarının makul standartlarda yaşayabilmesini sağlar ve uzun süreli bir çalışan – işveren ilişkisi sürdürürler.

Neden birçok makul insan CEO’ymuş gibi davranmaları istendiğinde bu denli canıgönülden tiranlaşıyor? Cevabın bir kısmı şöyle: kapitalizm insanları ekonomik rasyonalizme itiyor. Kendimizi nakit akışı üreticileri, kâr merkezleri ya da faiz getiren varlıklar olarak görmeye zorluyor. Ancak bu durum başka bir şeyle daima çatışma halinde: insanoğlunun ekonomik olmayan öncelikleri ve çevreyi sürdürme ihtiyacı. World Factory bize 19.yy Manchester’ıyla 21.yy Çin’inin paralelliklerini göstermek üzere tasarlanmış ancak ince farkları da göstermekten kaçınmıyor.

Gerçek bir Çin’li “sweatshop”[ii] sahibi, Young Vic tiyatrosundaki bilgisayardan çok daha sofistike bir şeye karşı kaybedeceği bir oyun oynuyor: milyonlarca göçmen işçinin öğle aralarında akıllı telefonlarıyla bağlanarak oluşturduğu, işçilerin başka yerlerdeki ücret ve koşulları öğrenebildiği zeki bir makine. O sweatshop sahibi, aynı oyunu ayrıca müşterilerle ve “Uygunluk Görevlilerinden” oluşan bir orduyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla da oynuyor.

Düzenleme sisteminin tek amacı, aşağıdan ve yukarıdan yapılan baskılarla bireysel kapitalistlerin sistemin işlemesi için ihtiyaç duyulan insani ve doğal kaynakları yok edecek kısa dönemli kararlar vermesini engellemek. Kapitalizm yalnızca milyonlarca insanın bencilce verdiği kararlardan ibaret değil. Bu kararlar düzenleme sistemin filtresinden ilk geçenler. Kapitalizm, 20.yy’ın sosyal kuramcılarının anladığı üzere bir düzenleme modelidir, yalnızca üretim değil.

Ancak kapitalizm üzerimizde zalim bir ideolojik oyun oynuyor. Kapitalizm hükümet ve düzenlemelerin (ve Çinli göçmenlerin ailelerini yılda bir kez görme isteğinin) yalnızca ufak birer rahatsızlıktan ibaret olduğu, kendi kendine oluşmuş bir organizma gibi görünüyor. İşin aslı, kapitalizm devlet tarafından günaşırı yeniden yaratılmaya muhtaç.

Bankalar yalnızca devlet onları bu hakla ödüllendirdiği için para yaratabiliyor. Devlet neden küçük çaplı uyuşturucu satıcılarının evlerine baskınlar yaparken, çalışanları milyonlarca sterlinlik sahtekârlıklar yapan şirketlerin CEO’larını çağırıp üstünkörü bir fırça atmakla yetiniyor? Cevap: Çünkü 1855’te politik bir mücadelenin ardından parlamentoda yasalaştığı üzere, şirketlerin bazı muafiyetleri var.

Pazar güçlerine olan hayranlığımız bizi kapitalizmin devlet tarafından yaratılmış ve sürekli kılınmış bir olgu olduğu gerçeğini görmezden gelmeye zorluyor. Bugün kapitalizm stratejik problemleriyle çevrelenmiş durumda: borç tarafından güdülen, vasatın altı büyüme ve düşük verimle bilgi-teknoloji devriminin potansiyelini açıkça ortaya koyamıyor, çünkü bunun olması durumda işini kaybedecek milyonlarca insanla ne yapacağını bilemiyor.

Svendsen’ın oyunundaki verileri işleyen bilgisayar, kendi başına bir tekstil atölyesini yönetebilir. Çelişki burada ortaya çıkıyor. Ancak hiçbir fabrikatörün kendi başına kotaramayacağı bir şey var, üçüncü sanayi devrimini gerçekleştirmek: kapitalizmi daha iyi bir şeye dönüşmesi için yeniden düzenlemek. Belki iş ve sömürü üzerine konulacak bir sonraki tiyatro oyunu umutsuz patronların değil, devletlerin, lobicilerin ve hâkimlerin kararlarıyla ilgili olur.

[i]  Ç.N. İngiltere’nin doğusunda Norfolk, Suffolk, Kuzey Essex, Cambridgeshire ve Peterborough’yu içeren bölge.
[ii] Ç.N. Kötü koşullarda, sömürü düzeni ile çalıştırılan fabrika, terhane de denebilir.