M.Ö. 356’da Herostratos adında genç bir adam, kendisini ölümsüz kılmak için dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nı yakar. Rus yazar Grigory Gorin ise 1972’de tarihin ilk “teröristi” olarak anılabilecek bu adamın hikâyesinden yola çıkarak Herostratos’u Unutun! oyununu yazar. Bu alaycı ve trajikomik hikâye, Haluk Bilginer’in çevirisi ve Muharrem Özcan’ın rejisiyle, Kundakçı adı altında Oyun Atölyesi tarafından sahneleniyor.

Efes şehrinde düzene başkaldıran Herostratos, Artemis Tapınağı’nı yakmasının ardından zindana kapatılır ve adının anılması bile yasaklanır. Halk tarafından seçilmiş hukuk adamı Kleon tarafından sorguya alınan bu genç adam, infazı sayesinde ölümsüzleşeceğini, herkesin ondan söz edeceğini ve bir kahraman olarak kalacağını söyleyerek yargıcı çılgına çevirir.

Ancak, Herostratos için bu bir son değil, bilakis bir başlangıçtır. Sözümona kusursuz işleyen düzenin açıklarını iyi bilen, hukuk sisteminin adalet sağlamadığının farkında olan genç esnaf etrafındaki herkesi kafaya alır, sarhoşlara içki ısmarlayarak onları kazanmaya uğraşır, yazdığı papirüslerle ün salar ve yavaş yavaş bir kahramana dönüşür.

Halk infaz isterken, tanrılar ertelemeye karar verir. En büyük cezanın tanrılar tarafından verileceğine inanan Vali Tissafernes ise bu kararı kabul eder. Erteleme de yazdığı papirüsleri halka dağıtarak büyük şöhret kazanan, zindandan şehirdeki insanları yöneten bir Herostratos yaratır. Olaylar, Herostratos’un Efes Leydisi Klementina’yı bile baştan çıkarmasına kadar varır.

Gorin, hikâyesinin merkezine hukuk ve iktidar eleştirisini yerleştiriyor. Adalet, inanç, düzen, iktidar ve şöhret kavramlarını birbiriyle çarpıştırıp bir suçludan kahraman yaratıyor. Veya şöyle demek daha doğru olur: Bir suçlunun nasıl bir kahramana dönüştüğüne tanık olmamızı sağlıyor. Üstelik en komik hâliyle…

125 dakikadan ve iki perdeden oluşan bu müzikli ve danslı oyun, sözümona kusursuz işleyen bir düzenin nasıl adalet dağıtamadığını alenen gösteriyor ve her devirde güncel kalabilecek politik bir eleştiri sunuyor. Oyunun Muharrem Özcan imzalı rejisi tartışmasız bir biçimde övgüyü hak ediyor. Oyuncuların seslerini, bedenlerini ve yorumlarını eksiksiz sahneye aktaran anlatım biçimi bir saniye bile bırakmıyor izleyiciyi. Oyunu izlerken bu kadar çok gülmeseydim, nefes almama pek fırsat kalmayacak diye düşünürdüm.

Oyuncuların her hareketine destek olan muazzam sahne tasarımı (Özlem Karabay), hikâyedeki iniş ve çıkışları bir saniye bile kaçırmadan aktaran ışık tasarımı (Ayşe Sedef Ayter) ve tüm bunları sarıp sarmalayan, başlı başına bir üretim olarak kendisini gösteren müzikler (Çağrı Beklen) ise yaratıcılığı zorluyor. Yazının başlığından mütevellit, beden dilini, jest ve mimikleri ve hareketlerin kontrolünü yöneten Rüya Büyüktopçuoğlu ise yaptığı çalışmanın hakkını fazlasıyla vermiş.

Oyuncuların, oyunun müziklerini sahnede canlı icra ediyor olmaları, 15 dakikalık ara dışında kimseye bir saniye duracak zaman tanımıyor. Herostratos rolünde karşımıza çıkan Tuna Kırlı, yakışıklı anti kahramanlardan. Leydi Klementina’yı bile kendisine aşık edecek serserilikte bir resim çiziyor. Yorulmuyor, durmuyor, bütün bedeniyle karakterini var ediyor. Oyunun hem yönetmeni hem de vali karakteri olan Muharrem Özcan ise son derece komik bir yorumla Tissafernes’e hayat veriyor. Kimi zaman seyirciye sataşıyor, aldığı yanıtla oyunun seyrine yeni manevralar katıyor. Oyun boyunca dik durmaya çalışan, adalet temsilcisi yargıç rolündeki Devrim Özder Akın ise boşuna adalet teşebbüsünü, iniş çıkışlara sahip öfkesi ve hayal kırıklığıyla çok doğru bir yerden aktarıyor. 10 kişilik kadronun tamamı (Tuğba Çom Makar, Evren Erler, Gözde Kırgız, Timuçin Başgül, Kerem Arslanoğlu, Mithat Ozan Küren, Serkan Ilgaz), birbirlerinin yanı sıra sahne ve metinle müthiş entegre oyunlar çıkarıyorlar

Kundakçı, Oyun Atölyesi’nde en erken 1 ve 2 Aralık’ta görülebilir. Seansları görmek ve sahne notlarını okumak isteyenleri buraya alalım.

* Yazının başlığı, oyunun prova notlarından alıntılanmıştır.