Canlı performans deneyimi artık eskisi gibi açıklayabileceğimiz bir şey değil. Zira artık sahneyle aranıza ekranlar sokabiliyorsunuz, bu mesele Adele, Jack White ve Alicia Keys gibi birçok müzisyenin sinirlerini bozmuş gibi görünüyor. Bir de sinir bozukluğu yaşamayıp mevzuya bambaşka bir yerden bakan Radiohead var.

Teknoloji bedenlerimizin birer uzantısı. Marshall McLuhan’ın Küresel Köy modeli bunu söylüyor. Teknolojik determinizm meta-anlatı savaşını kazanmış gibi görünüyor. Olanakların zenginliği ve zenginlikler içinde her zaman kolayı seçen insanın bağımlılığa teşneliği. Sosyal medya platformları, Küresel Köy’ün aile bağları. Ancak bir de performansın büyüsü var. Sanatın ritüel değeri, “orada olmanın” önemi var. Üretim biçimleri değişti, tüketim biçimleri de değişiyor elbette. Bu konuda muhafazakâr kalmak doğruymuş gibi geliyor, ancak ayak uyduramadığın bir dünyayı anlamak da pek mümkün değil. Kafalar bir hayli karışık.

Konserlerde veya diğer canlı performanslarda sürekli telefonla ilgilenen, fotoğraf veya video çeken, paylaşım yapan insanlar ile önündekinin ekranı yerine sahneyi görmek isteyen, performansı ekrandan takip edenleri tasvip etmeyen insanlar diye iki gruba ayrıldık. Bu ayrımın yalnızca izleyici boyutunda kalmadığını, icracının da taraf olabileceğini hatta üretiminin tüketim şeklini seyirciye dayatabileceğini biliyorduk. Ankara Devlet Tiyatroları’nda zamanında oyundan evvel yapılan anonslarda şöyle denirdi: “Telefonlarınızın kapalı olduğunu biliyoruz.”

Konserler, canlı performansların görece rahat biçimleri olarak görülür. Yazılı olmayan birkaç temel kural haricinde, kalabalığın gücünden de faydalanarak dilediğinizi yapabilirsiniz. Zira herkes konser izlemek haricinde ara sıra başka şeylerle meşgul olur, abartmadıkları sürece de göze batmazlar. Ancak parlayan ekranlarıyla teknolojinin şahikaları akıllı telefonlar oldukça odak kaydıran aletler olabiliyor. Eğer daha da ileri gidip kayıt için bir tablet bilgisayar kullanıyorsanız bu yazıda korumaya çalıştığım nesnel bakış açısının dışındasınız, ayrıca kimse sizi sevmiyor. Lütfen köşenize çekilip yaptıklarınızı düşünün.

Adele, 29 Mayıs’ta Verona’da gerçekleştirdiği konserinde, yukarıda bahsi geçen güruhtan olacak, kalabalığın içinden bir tripod kaldırarak çekim yapan izleyicisine çatıyor: “Tripodunu indirebilir misin? Bu bir DVD değil, bu canlı bir gösteri. Şovumdan keyif almanı isterim çünkü dışarıda buraya girememiş bir dolu insan bekliyor.”

Jack White, 2014’te Rolling Stone’a verdiği bir röportajda işin video kısmından ziyade insanların sürekli telefonlarla meşgul olamsından dert yanıyor: “İnsanlar artık alkışlayamıyor bile çünkü ellerinde o lanet mesajlaşma şeylerinden var ve hatta muhtemelen bir de bardak ya da şişe. Bazı müzisyenler böyle şeyleri umursamaz ama ben kalabalığın beni yönlendirmesine izin veriyorum. Bir çalma listem yok. Konuşurken geçen akşam Cleveland’da söylediğim şeylerin aynısını da söylemiyorum. Eğer o enerjiyi bana geri veremiyorlarsa belki de zamanımı boşa harcıyorumdur.”

Bizim memlekette de konudan muzdarip çeşitli müzisyenler mevcut. Aylin Aslım kia’ya yazdığı yazıda, izleyici davranışları ve konser izleme kültürünün geldiği noktadan ne denli rahatsız olduğunu anlatıyor: “Bizzat geldiği konserin tamamını elindeki küçücük telefon ekranından izleyenler, o telefonları tutan kollar yüzünden sahneyi göremeyenler, “oradaydım” demiş olmak için gelen, müzisyenin suratına durmadan flaş patlatmayı hak görenler…” Aynı yazıda görüşleri alınan Cem Adrian, Ceylan Ertem, Melis Danişmend ve Çiğdem Erken de konudan aynı derece yılmış görünüyorlar.

İşi bir adım daha ileri götürenler de mevcut. Telefonunuzla ilgilenme olasılığınızı ortadan kaldırmaya yönelik kafa yoran birilerinin ürettiği bir şey var. Adını Yondr koymuşlar. Yondr “şimdi burada ol” diyor. Düzelteyim, emrediyor.

YondrPouch

Yondr kesesi

Mevzu şöyle: Konser alanına girerken izleyiciye telefonunu koyması için bir kese veriliyor. Bu kese gişe görevlileri tarafından kilitleniyor. Telefonunuz, bebeğiniz yine kollarınızda ancak açıp bakmak isterseniz gişeye gitmek, görevliden kilidi açmasını rica etmek ve konser alanının dışına çıkmak zorundasınız. Tweet’inizi atıp, check-in’inizi yaptıktan sonra içeri girerken keseler yine kilitleniyor. Instagramcılar için haberler kötü. Konser alanı dışından sahnenin fotoğrafını biraz zor çekersiniz.

Bu mesele Alicia Keys için belli ki artık epey can sıkıcı bir hâl almış.  21 Nisan’da New York’taki Highline Ballroom’da verdiği konseri Yondr’ı kullanarak “telefonsuz alan” olacak şekilde düzenlemiş. Keseleri kullanan yalnız o değil. The Lumineers ve Guns N’ Roses gibi gruplara ek olarak konuyla ilgili skeçleri bilinen Louis CK ile birlikte Dave Chapelle ve Chris Rock gibi komedyenler de çareyi Yondr’da bulmuşlar.

Thom Yorke

Thom Yorke

Birçoklarının aksine Radiohead bu durumdan pek rahatsız görünmüyor, onlardan da bunu beklerdik. 18 Haziran’da İzlanda’da gerçekleştirilen Secret Solstice festivalinde sahne alan “21.yüzyılın The Beatles’ı”, izleyicileri konseri Periscope’tan yayınlamaya teşvik etti. Konserden önce açtıkları @doorisnowclosed isimli hesaba mesaj yollarak (pardon, DM atarak) veya gruba ait W.A.S.T.E. Central isimli web sitesi vasıtasıyla Wi-Fi kodları dağıttılar. Ardından konser günü alana gelen izleyicilerden, performansın istedikleri bölümlerini yayınlamalarını rica ettiler. Bu yayınlardan ikisi hâlen, 29 Haziran’a kadar Periscope üzerinde aktif. Konseri en önden yayınlayacak kadar şanslı arkadaşların yayınları burada ve burada. Radiohead, “Telefonlarınızın açık olduğunu biliyoruz” diyor.

Telefon savaşları üzerinden canlı performansların tüketim biçimlerini yeniden tanımlamak, nelere sahip çıkıp neleri kabul etmemiz gerektiğini sorgulamak için iyi bir zaman. Konser izleyiciliğinin tanımı değişiyor. Tabletliler hâlâ bu tanıma dahil değil.