Bilim tarihi yalnız keşiflerle değil, hatalarla da anılır. Modern biyolojinin temelini oluşturan ve dünyayı açıklamamıza büyük katkıda bulunan Evrim Teorisi’nin yaratıcısı Charles Darwin de vaktiyle kalıtım meselesinde yanıldı, hem de fena yanıldı.

Darwin hayatı boyunca önemli bilimsel çalışmalar yaptı. “Beagle” gemisiyle dünyayı dolaştı, 1859’da Türlerin Kökeni adlı kitabını yayımladı ve “doğal seçilim” fikrini açıkladı. Darwin’in doğal seçilim teorisi, avantajlı özelliklere sahip canlıların varlıklarını sürdürebildikleri ve yine aynı şekilde avantajlı sayılan özelliklerini bir sonraki kuşağa aktarabildiklerini açıklar. Gerçekliği bugüne dek sayısız bulguyla desteklenen teoriyi öne süren Darwin, ilk aşamada genetik süreçlerin nasıl işlediği ve özelliklerin bir kuşaktan diğerine nasıl geçtiği konusunda herhangi bir bilgiye sahip değildi.  Dolayısıyla, bunu açıklamak için o zamanlar geçerli olan yaklaşıma, yani “karışımsal kalıtım” fikrine sığındı. Oysa bir yavrunun ebeveynlerinin özelliklerinin bir karışımını taşıdığına inanılan karışımsal katılım fikri kesinlikle yanlıştı: Karışımsal kalıtıma göre, kırmızı renkli bir canlı ile beyaz bir canlının çiftleşmesinden her zaman pembe canlılar oluşması gerekir. Kırmızı ve beyaz renkli canlılar de silinir ve yok olur. Ancak bu doğal seçilimin etkisine tamamen ters düşer, çünkü baskın olan karakter silinmiş olur.

Bu yanlışın anlaşılması çok uzun sürmedi ve 1867’de bir mühendis olan Fleeming Jenkin karışımsal kalıtım ve doğal seçilimin birbiriyle uyumlu olmadığını gösterdi. Darwin bu gelişme karşısında Jenkin’in haklılığını görerek kuramını kurtarmak için yeni bir yol aradı ve yeniden bir hataya düşerek bu kez de “pangenesis” kuramını ortaya attı.  “Pangenesis” aslında Jean-Baptiste de Lamarck adlı bir Fransız biyologun 19. yüzyılda ortaya attığı teoriyle ortak özellikler taşıyordu.  Lamarck, temelde, bir canlının yaşamı boyunca edindiği özellikleri yavrularına aktarabileceğini savunuyordu. Örneğin, yıllar boyunca ağaçların tepelerindeki meyvelere uzanan zürafaların boyunları uzuyor ve yavruları da genetik olarak boyunları uzun zürafalar olarak doğuyordu. Darwin ’in pangenesis kuramı ise vücudun değişik parçalarında üretilen ve “gemül” adı verilen parçaların kana karışarak eşey hücrelere taşındığını ve canlıların bu gemüller aracılığıyla kalıtımsal özellikleri aktarabildiğini savunuyordu.

Lamarck ve Darwin’in bu yanlış teorilerine son noktayı koyan ise Darwin’in kuzeni Francis Galton oldu. Galton, sonradan kazanılmış özelliklerin kalıtım yoluyla aktarılıp aktarılamayacağını belirlemek için tavşanlar arasında kan nakli deneyleri yaptı ve nesiller boyu yapılan bu deney sonucunda Darwin ve Lamarck’ın teorileri tamamen çürütüldü.

Herkesin bildiği üzere “kalıtım” kuramının babası Gregor Mendel’dir. Kalıtımın bütün canlılar için geçerliliği saptayıp biyolojinin temel ilkelerini oluşturan Mendel, çalışmalarını 1866 yılında yayımladı. Kalıtımın mekanizması bu yanlış kuramlara rağmen Mendel tarafından çözüldü. Şayet Darwin ve Lamarck , Mendel’in çalışmalarından haberdar olsaydı muhtemelen hataya düşmeyeceklerdi. Ancak bilimin de hata yapmadan gerçeğe ulaşamayacağını biliyoruz.