Nerede yaşadığımızı unutuyoruz. Zaman geçiyor ve etrafımıza alışıyoruz. O etraf da İstanbul gibi haddinden fazla kuvvetli bir şehir olunca sağlamamız gereken uyumun seviyesi de alışmanın eşiği kadar yüksek olabiliyor. Şehrin kendi içinde dolaşan parçaları, sokakların hayaletleri hâline geliyoruz. Kulağa pek hoş gelmiyor ancak durum bu kadar acıklı değil, İstanbul sakinleri olarak bunu biliyoruz. Yine de sokaklarda dolaşırken hissediyoruz. Burada bir şeyler var. O şeyleri Kadıköy sokaklarında bulan Alman illüstratör Eva Feuchter, gördüklerini hatırlamak için yaptığı çizimleri maviblau.com için derlemiş.

Kadıköy’ü tanımaya çalışırken gördüğünün, sokaklardaki insanların oluşturduğu o şey, biziz. Belki her birimiz tek tek hayaletler değiliz ama İstanbul’un sokaklarının yaşadığı meçhul parçalarıyız. O parçalardan biri hâline gelmek, İstanbul’da yaşayan herkesin münhasır hikâyesidir. Eva Feuchter kendi hikâyesini şöyle anlatıyor:

Sokaklardaki insanların önceleri bilmediğim bir “akışı” var. Kadıköy’de dikkatimi çeken ilk şey bu oldu. Yayalar, silindir sürücüleri, kediler, köpekler, arabalar ve sokak satıcıları sokakların arasından akıyordu – kimse acele etmiyordu ama duran kimse de yoktu. Herkes hareket hâlinde ama kimse telaşlı değil. Akıntıda yüzmek gibi. Hızlıca, sezgili, gereksiz tedbirler olmadan.

Hâlâ her seferinde arabaların geçmesi için yol kenarında donup kalıyorum. Hâliyle sürücünün kafası karışıyor ve frenlere asılıyor. Bu şehrin nehrinde bir engelim, trafik benim üzerimden akıp geçmek zorunda kalıyor. Bazı yüzler akılda kalıyor ama çoğu bir araya gelip bulanıklaşıyor. Yalnızca bir paltonun rengi ya da bir çantanın deseni geride kalıyor. Bu dünyayı yakalamak için resim yapıyorum. 

Aralarına karışmak zaman alıyor. Bunun için duvarların içinden geçebildiklerine ikna olduğum Kadıköy kedilerini örnek almam gerekiyor. Biraz rahatlamam gerekiyor: Otuz kişilik bir kalabalığın içinde kırmızı ışıkta geçerken bana araba çarpamaz. Kurallar göreli. Yol kenarında bir kafede otururken insanlar hemen yakınımdan hızla geçiyor, neyin “içeride” neyin “dışarıda” olduğuna dair net bir sınır yok.

Gece geç eve dönerken Kadıköy sokakları boş, tuhaf hissettiriyor, kurumuş bir nehir yatağı gibi. Ancak kafeler ve barlar kapansa, sokaklar sessizleşse bile insanların hayaletleri hâlâ orada. Evimden aydınlık odalarındaki perdelerinin arkasındaki gölgelerini görebiliyorum. Şimdi fark ediyorum ki ben de onlara aynı görünüyorum.

İstanbul’un hayaletleri ile ilgili başka bir enteresan iş, Ceylan Ünal Hopkins ve Ben Hopkins tarafından yazılıp, Ben Hopkins tarafından yönetilen Hasret (Yearning) adlı belgesel için de sizi şöyle alalım sayın okur.