Journal of the Acoustical Society of America’da yayımlanan bir araştırmaya göre söz temelli olmayan “sosyal ipuçları” – Çinli Kanadalıların fotoğrafları gibi – bir konuşmayı kavrayış biçimimizi etkiliyor.

Konuyla ilgili yayımlanan makalenin başyazarı ve British Columbia Üniversitesi Dilbilim Bölümü Öğretim Üyesi Molly Babel “Bu araştırma içimizdeki önyargılara, birbirimizi duyma ve anlama biçimimizde deneyim ve kalıplaşmış yargılarımızın oynadığı role ışık tutuyor.” diyor.

Bu çalışmada üniversitelilerden oluşan katılımcılardan önceden kaydedilmiş ve arka planına statik bir gürültü yerleştirilmiş cümleleri deşifre etmeleri istendi. Cümleler anadili Kanada İngilizcesi olan 12 kişi tarafından seslendirildi. Seslendirmeyi yapan insanların yarısı kendilerini beyaz, diğer yarısı ise Çinli olarak tanımladı. Konuşmacıların hepsi Vancouver’ın güneyinde yer alan Richmond’da doğmuşlardı.

Katılımcılara önceden kaydedilmiş bu cümleler dinletilirken ya seslendirmeyi yapanların siyah beyaz fotoğrafları ya da bir haç resmi gösterildi. Genel olarak, dinleyiciler Çinli Kanadalıları Beyaz Kanadalılara göre daha zor anlaşılır buldular – fakat bu, gösterilen bir fotoğrafla konuşmacının Çinli Kanadalı olduğuna dair bilgilendirilmeleri sonrası gerçekleşti.

Katılımcıların konuşmacıların aksanının ne derece baskın olduğunu da değerlendirmeleri istendi. Aynı konuşmacının söylediği iki cümle – biri konuşmacının fotoğrafı, diğeri ise bir haç resmi eşliğinde – dinletildi. Babel, katılımcıların beyaz bir Kanadalıyı dinledikleri fikri edindikleri anda, konuşmacının yabancı aksanının olmadığı ve anadili Kanada İngilizcesi olan birisi gibi konuştuğunu düşündüklerini” söylüyor.

Makalenin ortak yazarı olan ve çalışmanın yapıldığı sırada üniversitenin Dilbilim Bölümü’nde lisans eğitimine devam eden Jamie Russell da bu çalışmanın bize “dinleyiciler olarak kalıplaşmış yargılarımızla ilgili daha hassas olmamız gerektiği” mesajını verdiğini söylüyor.

Bu araştırmadan yola çıkarak kalıplaşmış yargıların algıda yarattığı tahrifatın yalnızca “ırk”la sınırlı olmadığını, toplumsal cinsiyet, etnik kimlik ve sınıfa da uzanabileceğini söylersek çok da uç bir tahminde bulunmuş olmayız herhalde.

* Bu yazı, Science Daily haberinden yararlanılarak hazırlanmıştır.