Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nde psikoloji alanında doktora çalışmalarını sürdüren Gord Pennycook’a “Bana palavra (bullshit) çalışmanı anlat,” diyorum. Pennycook, “Güya-esaslı palavranın algısı ve tespiti hakkında” başlıklı çalışmayı yürütüyor. Çalışma arkadaşlarıyla birlikte bugüne kadar kimsenin sormadığı bazı sorular ortaya atıyor: Bazı insanların palavrayı hemen fark etmesini sağlayan nedir? Bazıları neden palavraya daha duyarlıdır?

Pennycook’un palavraya ilgisi, “İlgi ve niyet, dışavurumun mekaniğidir.” (Attention & intention are the mechanics of manifestation) gibi özlü sözleriyle ünlü yazar ve guru Deepak Chopra’yı hicveden wisdomofchopra.com (Chopra’nın Bilgeliği) internet sitesini gördükten sonra başlıyor. Site, Chopra öğretilerini rastgele düzenleyerek anlamsız cümleler oluşturuyor[i].

Bu rastgele yaratılan boş cümlelerin esrarengiz ve merak uyandıran bir boyutu var. İlk bakışta sağlammış gibi görünüyorlar. Pennycook bana kendisine “İnsanlar bunların gerçekten hikmetli olduğunu düşünüyor olabilir mi?” diye sorduğunu söylüyor. O yüzden çalışmasının bir parçası olarak insanlardan bu rastgele yaratılmış tweetleri derecelendirmelerini istiyor. Şaşırtıcı bir biçimde insanların çoğunun abuk sabuk sözleri “kısmen etkili” ile “oldukça etkili” arasında derecelendirdiğini görüyor. (Bu sahte tweetlere verilen tepkilerin Chopra’nın gerçek tweetlerine verilen tepkilerden ayırt edilmesi neredeyse olanaksız hale geliyor.)

Araştırmasını sürdürdükçe, Pennycook zırvalıkları kabul etmenin düşük zeka, paranormal olaylara duyulan inanç ve komploya inanma olasılığı gibi kişilik özellikleriyle ilgili olduğunu görüyor. Şu ana kadar, bu psikolojik araştırmaların odağını oluşturmuyordu. Pennycook böyle olması gerektiğini düşünüyor: “Palavra her yerde karşımıza çıkıyor, bu yüzden hakkında daha fazla şey bilmeliyiz.”

Brian Resnick’in Pennycook ile yaptığı görüşme ise aşağıda.

Palavra nedir?
Palavra, saçmalıktan farklıdır. Sadece rastgele sözcüklerin bir araya gelmesinden oluşmaz. Kullandığımız sözcüklerin sözdizimsel bir yapısı vardır, yani bir anlamları olması gerekir.

Palavra ile yalan arasındaki fark, palavranın doğru önemsenmeden oluşturulmasıdır. Bilgi vermektense etkilemek için tasarlanır. Yalan ise doğruyu çok önemser, onu altüst eder.

İnsanların palavraya inanmalarına ne yol açıyor?
Bir insanın palavrayı kabul eder olmasının altında yatan iki etken olabilir.

Birincisi tepki yanlılığı (Response bias). Yani bazı insanlar, karşılarına çıkan her şeye daha açık. En başından beri daha az şüpheciler. Bu palavraya özgü bir durum değil. Saflığa benziyor ama saflık daha çok sosyal ortamlarla ilgili.

(İkincisi) Bir sorunla ilgili şüphe uyandıracak bir durum olduğunda beyindeki singülat korteksin ön bölümü tetiklenir ve bu, palavrayla karşılaştığımızda onu tespit etmemizi sağlar. Palavrayla bu tetiğin çekilme sıklığı azalabilir ve sadece belli tip insanlarda, özellikle analitik düşünceye sahip olanlarda, işlemeye başlayabilir.

Palavrayı diğerlerine göre daha az kabul eden insanlar var mı?
Palavraya yüksek etkililik oranı verenler daha az çözümleyici, daha az zeki, daha dindar ve daha fazla ontolojik kafa karışıklığına sahip.

Ontolojik kafa karışıklığı nedir?
Ontolojik kafa karışıklığı, iki ontolojik kategoriyi birbirine karıştırdığınızda olur. Örneğin: ESP (Extra Sensory Perception – Duyular Dışı Algılama ya da Altıncı His), bir şeyi zihninizle kontrol edebildiğinizi düşünmeniz anlamına gelir. Yani zihinsel ile fiziksel olanı birbiriyle karıştırıyorsunuz.

Bazıları daha dindar insanların palavradan daha kolay etkilendiği fikrinden alınabilir. Buna nasıl cevap verirsiniz?
Onlara derim ki “veri böyle söylüyor.” Dinin başlı başına palavra olduğunu ima etmiyor.

Bilişsel bakımdan meleklere inanmak hayaletlere inanmaktan çok da farklı değil. Paranormale inananların palavradan daha kolay etkilendiğini söylemekte bir sakınca yoksa dini inançlarla ilgili aynı şeyi söylemekte de bir sakınca olmamalı.

Diyelim ki ben daha iyi bir palavracı olmak istiyorum. Ne yapmam lazım?
Herkesin diline pelesenk olmuş sözcükleri bol bol kullanmak ve muğlak konuşmak iyi bir fikir olur.

Eğer bir şeyi doğrudan söylersen, fikrine katılan insanlar söylediğin şeyi sevecektir, katılmayanlar ise sevmeyecektir. Ama eğer muğlak bir şey söylersen, insanlar ona kendi düşündükleri anlamı katacaktır ve eğer doğru noktaya dokunursan herkes sevecektir.

Bulgularla ilgili sizi şaşırtan bir şey oldu mu?
Gerçek Chopra tweetleri -özellikle muğlak olduğunu düşündüklerimi seçtim- ile siteden seçtiğimiz sahtelerin arasındaki esaslılık oranları korelasyonunun .88 çıkmasına şaşırdım. (Tam bağıntı 1’dir. Katılımcılar gerçek Chopra tweetleri ile sahte olanların farkını anlayamamış.)

Baştan beri Deepak Chopra’ya karşı bir tavrınız var mıydı?
Bence o bir kazazedeydi… Burada saplantılı bir şekilde sürekli Chopra hakkında düşünmüyordum.

İnsanların araştırmanızı yanlış anlayarak çıkarabilecekleri bir sonuç var mı?
Bu tür sonuçlardan biri Chopra’nın söylediği her şeyin palavra olduğu olabilir. Veya (din gibi) palavrayla bağıntılı bir etken varsa, o insanların inandığı her şeyin palavra olduğunu söyleyemeyiz. Araştırma başlangıç niteliğinde. Veri oldukça net, ama palavra hakkında hâlâ bilmediğimiz çok şey var.

Ne gibi?
Palavrayı cümlenin içinde tespit edebiliyoruz (örneğin arkadaşımız barda palavra dolu bir hikâye anlatırken), ama bunun nasıl gerçekleştiğiyle ilgili hiçbir fikrimiz yok. Cümlenin hangi özelliklerinin sizin tespitinize neden olduğunu bilmiyoruz.

* Bu yazı, Brian Resnick’in Vox’da yayımlanan yazısından çevrilmiştir.

[i] Sitede verilen bir cümlenin gerçek bir Chopra cümlesi mi, yoksa rastgele mi olduğunu bilmeye çalıştığınız bir quiz bile var. Siteyi kuran ise Skeptic Canary (Şüpheci Kanarya) adındaki blogun sahibi İngiliz Dr. Tom Williamson.