Traduttore traditore demişler, tercüman haindir [i]Tercüman günah keçisidir, demeliydiler. İstanbul Film Festivali’nde Ian McKellen’ın kendisini gey/eşcinsel olarak tanımladığı sözlerin sahnede ardıl çeviri yapan tercüman tarafından sansürlendiği iddiası etrafında koparılan gürültü üzerine biraz düşünmek gerekiyor. Bu tartışmalarda iki önemli sorun vardı:

1. Tutarsızlık: Ortada bir sansür olduğunu iddia edenler, Ian McKellen’ın kimliklerinden yalnızca birini savundular.  Çevirmen, McKellen’ın yalnızca eşcinsel olduğunu değil enternasyonalist olduğunu söyleyen sözlerini de atlamıştı, ama nedense yalnızca birinci kısımdan rahatsız oldular.

2. Sorgusuz infaz: Çevirmenin çeviri koşullarını hiç bilmeden ve kendisinin görüşüne, açıklamasına hiç başvurulmadan “gey” ifadesini sansür ettiği iddiası bir vakıaymış, sabit bir gerçekmiş gibi öne sürüldü. Ya basitçe duymadıysa?

Her iki duruma da yakından bakalım. 

McKellen’ın sosyalistliğinin “sansürü”nde sorun yok!

Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gandalf rolüyle milyarlara mal olan, onlarca filmde ve Shakespeare’den Beckett’a büyük yazarların oyunlarında çok önemli roller almış olan McKellen, festivalin açılış töreninde sahnede kendini tanımlarken, videodan da takip edilebileceği üzere şu ifadeyi kullandı: “… and as an openly gay man, I am certainly an internationalist.”

Çeviri sürecindeki sorunları teşrih ederken cümlenin bütününe geri döneceğiz ama şöyle çevrilebilir: “… ve açık bir eşcinsel erkek olarak, kesinlikle enternasyonalistim.” Sahnedeki çevirmen arkadaşımız ise şöyle çevirmeyi tercih etti: “…aslında uluslararası bir kimliğe sahibim.” Açık ki eksik ve kısmen yanlış bir çeviri, bunun olası nedenlerine sonra döneceğiz.

Devamında görülebileceği üzere, McKellen kısa konuşmasını kendisinin ve sinemanın enternasyonalist niteliği üzerine kuruyor ve gey olmasını da kendisini enternasyonalist kılan önemli bir neden olarak ifade ediyor. Zaten hemen sonrasında, çevirmen arkadaşın da doğru bir biçimde çevirdiği üzere “cinema … makes us all internationalists”, “sinema … hepimizi enternasyonalist yapar” diyor.

Ortada bir sansür varsa, McKellen’ın eşcinsel kimliği kadar, kendi sitesindeki bir röportajında açıkça ifade ettiği sosyalist kimliği de sansürlenmiştir. Enternasyonalizmin sosyalizm dışı versiyonları da olmakla birlikte, oyuncunun kendini yerleştirdiği siyasal gelenek içinde bu sıfatın doğrudan sosyalizmle ilişkili olarak kullanıldığı açık. Fakat çevirmeni sorgusuz sualsiz sansürcü olarak damgalayan arkadaşlar, görebildiğim kadarıyla, bundan en ufak bir rahatsızlık duymadılar. “Sansür” yalnızca kendimize dönük olunca mı sorun?

Çevirmenin sorgusuz infazı

Bu olayı aktarırken, sansürü hep tırnak içinde kullandım, çünkü çok büyük ihtimalle ortada sansür falan yoktur. Çevirmeni tanımadığımı ve kim olduğunu bilmediğimi de hemen söyleyeyim.

Şu satırları yazarken Antalya’da bir tıp kongresi için çeviri yapıyoruz. Az önce oldu: Yabancı konuşmacıya Türkçe bir soru soruluyor, soruyu eksiksiz çeviriyoruz, fakat bir nedenle yabancı konuşmacının kulaklığı çalışmıyor. Pili bitmiş olabilir, yanlış kanalda olabilir, bozuk olabilir vs. Gün içinde bu durumu birkaç kez yaşadık. Fakat sorusu anlaşılmayan katılımcı ne dese beğenirsiniz: “Sanırım çeviri başarısız oldu.” Hayır efendim, bu çeviriyle ilgili değil işitsel teknolojilerle ilgili bir sorun ve bunu bal gibi biliyorsunuz. Yine de herkesin ilk aklına gelen şey çevirmeni suçlamak. Davos zirvesinden basit bir buluşmaya, uluslararası katılımlı bir toplantıda bir kriz çıksın da tercüman suçlanmamış olsun; böyle bir durum hatırlamıyorum. “Tercüman her zaman kusursuz çeviri yapar” veya “Ne yaparsa yapsın kabul edilmelidir” demiyoruz ama hep mi tercüme kötü?

Şimdi “polisiye” bir soru soralım: İstanbul Film Festivali’nin açılış töreninde ne olmuş olabilir de çevirmen “gey” (ve “enternasyonalist”) sözcüğünü atlamış olabilir?

1. Duymamış olabilir…
Bu sanıldığından da güçlü bir ihtimal. Altın Portakal, Altın Koza dahil birçok film festivalinde sahnede tercüme yaptım. Binlerce kişinin karşısına çıkarsınız, çok gürültülü bir ortamdır, bazen konuşmacının çıplak sesini hiç duymazsınız, hoparlörlerse seyirciye dönüktür, kulağınıza çok yankılı bir uğultudan başka bir şey gelmez, siz bundan bir anlam çıkarmaya çalışırsınız. Sahnede sizi yerleştirdikleri veya kendiniz için seçtiğiniz yer bu durumu iyice güçleştirebilir.

2. Anlamamış olabilir…
Bunun da farklı nedenleri olabilir.

a. Çevirmen o gün çok yorulmuş veya kötü günündedir.
b. Çevirmen yeterince deneyimli, iyi veya hazırlıklı değildir.

3. Emin olamamış olabilir
Sesle ilgili sorunlar, konuşmacının telaffuzu ve aksanı, çevirmenin konumu, ruh hali, ne bileyim, tam o sırada birinin öksürmesi gibi sayısız nedenle bir sözcükten emin olmayabilirsiniz. Tek heceli gay sözcüğünün veya international’a eklenen –ist ekinin kolayca kaçırılabileceğini unutmamak gerek. Bu durumda koşullar el veriyorsa konuşmacının cümlesini tekrarlaması istenebilir, ama her zaman mümkün olmaz.

4. Sansür etmiş olabilir…
Bu gerçekten de bir olasılıktır ama en son akla gelmelidir. Bu konuda farklı teoriler olmakla birlikte benim görüşüme göre, çevirmenler tarafsız olmalı ve kendilerine geleni mümkün olan en üst düzey sadakatle diğer dile çevirmelidir. “Gerçekler devrimcidir!” Her çevirmen en az bir kez “Burayı çevirmeyin” uyarısını duymuştur, bazen sansür etmeniz gereken şeyleri size önceden dikte ettirmek isteyenler çıkar, hatta diplomatik nedenlerle suçu çevirmene atacaklarını daha baştan belirtmiş olabilirler (böyle şeyler oluyor). Bu gibi nedenlerle yahut toplumun bir parçası olan çevirmen çeşitli siyasal önyargılara sahip olduğu için sansür gerçekleştirebilir.

Yazının sonunda deneyimli sekiz konferans çevirmeninin bu konudaki tahminlerini ve yorumlarını okuyacaksınız (bu arkadaşların ben dahil bir kısmı Kaos GL de dahil olmak üzere çeşitli LGBTi STK’larına gönüllü, yarı-gönüllü veya ücreti mukabilinde sözlü çeviri yapmış kişiler). Benim tahminimi sorarsanız: Çevirmen arkadaş ses sorunları dolayısıyla duyduğundan emin olamadı.

Neden bu tahmini yürütüyorum? Çünkü yetkin bir çevirmenle karşı karşıyayız. Birçok karmaşık cümleyi gayet iyi bir biçimde çeviriyor. Buna rağmen bazı ayrıntıları da atladığını görüyoruz. Örneğin McKellen önümüzdeki ay 78 yaşına gireceğini söylüyor, fakat çevirmen halihazırda o yaşta olduğunu söylüyor. Konuşmacı radyo için oyunculuk yaptığını söylüyor, çevirmen bunu da atlıyor [ii]. “İngiltere’de doğdum, Britanyalıyım diyorum, Avrupalıyım ve açıkça eşcinsel biri olarak kesinlikle enternasyonalistim” cümlesini[iii] “İngiltere’de doğdum, sanırım Britanyadalıyım [iv] demek daha doğru olur. Ama ne olursa olsun kendimi Avrupalı olarak tanımlıyorum, aslında uluslararası bir kimliğe sahibim,” şeklinde çevirirken hem birtakım olguları atlıyor veya daraltıyor, hem de “ne olursa olsun”, “aslında”, “daha doğru olur” gibi orijinalde olmayan (ama 100 çevirinin 80’inde rastlayabileceğiniz ve anlamı değiştirmeyen) ara bağlantı ifadeleri ekliyor.

Bu kısım kanımca iyi bir çeviri değil, fakat bunun sebebi muhtemelen işitme koşulları. Buna sansür demek için çok ama çok daha fazla göstergeye ihtiyaç var. Aksi niyet okumaya ve damgalamaya girer. Damgalanmanın/stigmatizasyonun ağır sonuçlarını yaşayan bir topluluğun parçası olarak eşcinsel arkadaşların böylesi bir durumda çok ama çok daha duyarlı olmaları gerekiyordu.

Çevirmenlerin derdi çok o yüzden biraz uzattım. Ama başka tercüman arkadaşların bu konudaki görüşlerini aktarmadan önce çeviri sürecinin hermenötik/yorumsal niteliği üzerine birkaç şey eklemek istiyorum.

Çeviri neden hep bir ekleme ve çıkarma sürecidir?

En başta alıntıladığım Latin deyişinin belirttiği gibi, çeviri süreci her zaman bir parça “ihanet” içerir. Diller dünyayı ifade etmek içindir, fakat dünyalar çoğuldur. Doğru, farklı insan topluluklarının dünyalarında çoğu şey ortaktır: yeme, içme, sevişme, okul, din, siyaset vs. Fakat birçok şey de ortak değildir, bu yüzden her dilin “çevrilemeyen” sözcükleri üzerine koca bir külliyat mevcut. Dahası, ortak gibi görünen şeyler, ancak kısmen ortaktır. Her ama her dildeki her ama her sözcük ve ifadenin, her ama her kullanım alanında farklı, sayılamaz ve sınırlandırılamaz çağrışımları, yan anlamları, ilişkileri, hassasiyetleri, güçleri vardır.

Çocuk kitabı masaya koydu” gibi bir cümleyi kaynak metne fazla “ihanet” etmeden çevirmek kolaydır (tekrarlayayım: hiç ihanet etmeden çevirmek olanaksızdır) fakat mesela “Avukat bu davaya yüreğini koydu” gibi bir o kadar basit yapıya sahip bir cümleyi çevirmeye niyetlenen tercüman, mutlaka bir şeyleri atmak veya katmak zorunda kalacaktır. Bakalım:

  • Bir kez, “dava” sözcüğünün ikili anlamı (hukuki bir prosedür ve uğruna mücadele edilen bir ideal) başka dilde bulunmayabilir (benim bildiğim yabancı dillerin hiçbirinde bulunmuyor).
  • Bulunsa bile, “dava” sözcüğünün farklı toplumların hafızasında çok farklı yankıları olacaktır.
  • “Yüreğini koymak” deyimi çok çeşitli biçimlerde çevrilebilir, hatta İngilizceye “put one’s heart into” gibi neredeyse tamamen aynı sözcüklerle çevirmek de mümkündür. Ne var ki yine de “kalp” değil “yürek” sözcüğünün seçilmesinin Türkçede beraberinde getireceği yüklerin başka bir dile aktarılması, uzun ek açıklamalar yapmaksızın olanaksızdır.
  • “Avukat” sözcüğünün farklı hukuk sistemlerinde farklı şeyler ifade ettiği meselesine hiç girmeyelim…

Çeviriyle ilgilenen herkesin bildiği gibi, sözlü çeviri için batı dillerinde “yorum, yorumlama” anlamına da gelen “interpretation” sözcüğü kullanılır, aslında yalnızca sözlü değil yazılı çeviri süreci de her zaman yorum içerir. Adını mütercim tercümanların da tanrısı olan Hermes’ten alan hermenötik felsefe bize her tür aktarma sürecinin yorum içerdiğini öğretti, az önce yanınızdaki kişinin söylediğini bir başkasına aktarırken bile bazen sözel, bazen söz-dışı (beden dili, ses tonu vb.) yorumlar katarsınız. Bu yorumsama süreci çeviride had safhaya ulaşır. Bu, çevirmenin yaptığı her yorumun geçerli olduğu anlamına gelmez, ama bir iletişim sorununda çevirmeni suçlamadan önce uzun uzun düşünülmesi gerektiği anlamına gelir.

Çevirmen emekçidir. Onun emek süreci konusunda kolaycı ve mahkûm edici yargılarda bulunmadan önce bu düşünme emeğini hasretmek sahiden şart. Aksi hâlde, mesela ezilen bir kimliği koruma mazeretiyle, bir başka kişiyi hunharca eziyor durumuna düşebilirsiniz.


Çevirmenlere sorduk

“Tercümanın sahnedeki konumu sorunluydu ve konuşmacıyı duymasını güçleştiriyordu. Tercümanın bu konudaki sorumluluğunu, yerini değiştirmek isteyip istemediğini bilmiyoruz. Ancak “gey” kelimesi açısından bir sansür olduğunu düşünmüyorum, tercüman muhtemelen duyamadı.”

“Sorgulanması gereken iki durum olduğu kanaatindeyim. Öncelikle tercümanın yer seçimi kendi isteği mi? Sahnede bir elinde mikrofon diğer elinde not defteri ile not alması zorlaşacağından ötürü kürsüyü kullanmak istemiş de olabilir. Kendisine yer seçme şansı tanınmamış da olabilir. Lakin profesyonel bir çevirmen olarak, böylesine önemli bir toplantıda yer seçimi konusunda ısrarcı olması gerekirdi kanaatindeyim. Duymadığı için mi sansür yapmıştır? Bu sorunun cevabını yüksek ihtimalle hiçbir zaman bilemeyeceğiz çünkü tercümanın saniyelik almış olduğu bir karardan bahsediyoruz. Duyduğu halde, emin olmadığı için gayri ihtiyarı söylememiş olabilir. Duyamamış olması da elbet ihtimal dahilinde. Fakat tercümanın ilk etapta ‘enternasyonalist’ kelimesini de çevirmekten imtina ettiğini düşünecek olursak, emin olamadığı için tercüme etmemeyi tercih ettiği yönünde bir kanı oluşmakta bende.”

“Çevirmenin yeterli donanıma sahip olduğu kabul edilirse, temel neden ses kalitesi olmalı: Tek atlanan ayrıntı ‘openly gay’ sözcükleri değil. Konuşmacının ‘sinema, televizyon ve radyo’da göründüğüne, aynı zamanda kendini Avrupa vatandaşı saydığına, enternasyonalist olduğuna ilişkin söyledikleri de iyi aktarılmamış. Bu durumda, çevirmenin örneğin “enternasyonalizm” kavramını da sakıncalı bulduğu için çevirmediğini filan varsaymamız gerekiyor. Çevirmenin tek bocaladığı yer bu sözcük olsaydı, sansürlediğini söyleyebilirdik. Ancak bu durumda sansür çok akla yatkın bir açıklama gibi gelmiyor.”

“Çevirmenin ne dediğini (neyi çevirip çeviremediğini) dinlemedim bile çünkü gerek kalmadı. Kendi yaşadığım bir deneyime değinmek istiyorum öncelikle. Ben daha önce böyle bir setting’de bulundum; yani önümde kalacak şekilde bir konuşmacının 300 seyircilik bir sahneye mikrofonla konuştuğu, benim de görece arkadan bir yerden konuşmacının sözlerini dinlemeye çalışıp çeviri yaptığım bir durumdu bu. Konuşmacı bir elçiliktendi ve elçinin orada bulunamaması yüzünden özür diliyordu.  Elçinin -Slav dillerine hakim değilseniz eğer, ki bir Slav diline hâkim olmasam da oldukça aşinayım- çok da basit olmayan adını da telaffuz etmişti ki bu bilgi bende yoktu. Konuşmacı konuşmaya başladı; benim duyduğum dil kesinlikle İngilizce olamazdı… Tekrarlamasını istedik; yine aynı şeyleri söylüyordu ve kesinlikle İngilizce konuşmuyordu… Yani aslında İngilizce konuşuyormuş ama bunu adamla yan yana gelince ancak algılamaya başladı zihnim. Öyle bir konumlanma olmuş ki, adamın tek kelimesini anlamak bir yana, İngilizce konuşmadığına kanaat getirmiştim ilk iki denemede. Takır takır başka bir dilde konuşuyordu resmen. Bu videoda da benzer bir konumlanma var. Ha, belli ki çevirmen bir şeyleri duyabiliyor ki gayet iyi başlamış. Ama ben şahsen, videodaki ses sisteminden midir nedir, çevirmenin çevirebildiği o ilk sözleri bile net anlamadım. Kişisel olarak İngiliz aksanını zor anlayan, bu tür aksanla konuşan konuşmacılardan çabuk yorulabilen bir çevirmenim. Değindiğim açılardan (konumlanma, aksan, ses düzeni vs.) bakınca çevirmenin bunu kaçırmış olabileceğini düşünüyorum. Daha çok şey yazabilirim bu konuda, yani çevirmenin o kısmı neden çevirmemiş olabileceğine dair birçok ihtimal ve kombinasyonu sayabilirim.  ‘Çevirmen çevirmedi’ haberlerinden dolayı üzgünüm, hatta kızgınlık bile duydum. Ne kadar ironiktir ki Ankara’da, LGBT ve kadın çevrelerinde birçok kez ardıl çeviri yapmış, hatta simaen insanların tanıyabildiği bir çevirmen olarak ‘çevirmen çevirmedi’ yargısına yönelik hissettiğim ilk şey kızgınlık oldu. Bu mesleğin çok çeşitli bileşenleri var mesleği hiçbir zaman yüzde yüz icra edemeyişimize sebep olan. ‘Çevirmen çevirmedi!!!’ haberini kınıyor, insanları anlayışa davet ediyorum.”

“İlkin önyargılı idim, ama dinleyince çevirmenin -çevirmen jargonuyla- ‘kaçırdığını’ düşündüm. Konuşmacı kendisi hakkında bir paragraf kadar konuşuyor ve çevirmenin sahnede heyecan içinde olduğu da görülüyor.”

“Ben şöyle düşünüyorum: Her türlü olasılık var. Duymamış olabilir. Ama devamına baktığında her şeyi duymuş gibi görünüyor. Bu kadar çok şeyi duyup bunu duymaması tuhaf geldi. Yine de mikrofonun sabit olduğu kürsüden konuşmak zorunda kalması onu duyma açısından zor bir yerde bırakıyor diyebiliriz. Fakat şunu da eklemeliyim, tercüme biraz da hayat tarzıyla ilgili. Bazı şeyler var bekliyorsun, bazı şeyleri beklemiyorsun. Ve beklemediğin bir şey çıkarsa, o derin İngiliz aksanı içinde duyamayabilirsin. Duymuştur ama onu o anda söylerse ve öyle bir şey söylenmemişse, güvenli tarafta kalmak için orayı atlamış olabilir. Bilinçli olarak sansürlediğini sanmıyorum. Çünkü -umarım tabii- kişiyi tanıyarak, kim olduğunu bilerek gitmiştir.”

“Bir konferans çevirmeni, araştırmacısı ve eğitmeni olarak bireysel görüşlerim şu şekilde: Bence sansür (veya gizli bir gündem) yok çünkü çevirmenin kaçırdığı diğer şeyler olduğunu da görüyoruz. Çevirmenin konumu olabilecek en kötü kombinasyonda: Konuşmacıdan uzakta, konuşmacı hareket ederek konuşuyor, çevirmen bir kürsü önünde ayakta durarak not almak zorunda kalıyor ve en önemlisi de konuşmacıyla göz teması yok. Bildiğimiz üzere ses öne doğru hareket eder, dinleyicinin tam olarak net biçimde duyduğunu arkadaki çevirmen ayni netlikte duyamıyor. Çevirmenin ne kadar başarılı ve yetkin bir çevirmen olduğunu biliyorum, dolayısıyla yetkinlik eksikliği de de bence söz konusu değil. İşveren konumundaki İKSV, cevirmene in-ear (kulak içi) kulaklık sağlamalıydı veya toplantı için simultane çeviri organize edilmeliydi. Umuyorum ki bu tatsız olay ilerideki çalışmaların koşullarını düzeltme amacına hizmet edecektir.”

“Ben çevirmenin o kısmı kaçırmış olduğunu düşünüyorum.  Sesi dışarıdan duyuyor ve konuşmacının arkasında kalıyor. Hepimiz böyle bir durumda çeviri yapmışızdır ve zorluğunu biliriz. Dış etkenlere tamamen açık,  odaklanmanın zor olduğu bir ortam. Koşullar ve ortam çeviri açısından ne kadar idealse, iyi bir çeviri çıkma ihtimali o ölçüde artar. Bu etkinlik ve etkinlikte gerçekleşen bu olay, popülerliği sayesinde belki buna dikkat çeker.”


Dipnotlar

[i] Lat. Omnis traductor traditor: Bütün tercümanlar haindir.
[ii] İng. Next month, I am 78 years old. I am an actor on stage, on television and on radio.
[iii] I was born in England, I call myself British, I am European and as an openly gay man, I am certainly an internationalist.
[iv] “da”, dil sürçmesi.


Kaynak: Çevirmenin Dünyası | Barış Yıldırım