Sonbahar yaklaşıyor. Filmekimi, bu yıl da sinema düşkünlerinin heyecana kapılmadan edemeyecekleri 50 filmlik zengin bir program sunuyor. 15. Filmekimi 7-16 Ekim arasında İstanbul’da, 7-9 Ekim’de Ankara’da, 13-16 Ekim’de İzmir’de, 21-23 Ekim’de Bursa ve Eskişehir’de izleyicilerle buluşuyor. Beyoğlu, Atlas, Rexx ve Nişantaşı City’s Cinemaximum sinemalarında gerçekleştirilecek İstanbul gösterimleri için biletler 1 Ekim Cumartesi günü satışa çıkıyor.

Filmekimi’nin 15. yıl programında Ken Loach, Xaiver Dolan, Asghar Farhadi, Jim Jarmusch, Terrence Malick, Park Chan-wook, Pedro Almodovar, Paul Verhoeven, Thomas Vinterberg, Cristian Mungiu ve Todd Solonz gibi usta yönetmenlerin merakla beklenen filmleri yer alıyor.

I, Daniel Blake (Ken Loach, 2016)
Ken Loach’a Özgürlük Rüzgârı’ndan sonra ikinci kez Altın Palmiye kazandıran I, Daniel Blake, dokunaklı olduğu kadar öfke dolu bir dram. Devlet yardımı alabilmek için sisteme ve bürokrasiye direnen Daniel Blake adlı emekli bir marangozun mücadelesini izleyen film, bozuk sisteme ve boğucu bürokrasiye karşı dayanışmayı ustalıkla yüceltiyor. Yönetmen Ken Loach ve senarist Paul Laverty’nin son yıllardaki en iyi film olarak yorumlanan I, Daniel Blake, Locarno Film Festivali’nde de İzleyici Ödülü kazandı.

Alt Tarafı Dünyanın Sonu (Xavier Dolan, 2016)
Xavier Dolan’ın Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ve Ekümenik Jüri Ödülü kazanan son filminde başrolleri Marion Cotillard, Gaspard Ulliel, Vincent Cassel, Léa Seydoux ve Nathalie Baye paylaşıyor. Fransız yazar Jean-Luc Lagarce’ın 1990 tarihli aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan filmin anti-kahramanı Louis, uzun yıllardır görüşmediği ailesini ziyarete gider. Amacı ise onlara ölümcül bir hastalığını olduğunu söyleyip veda etmek. Dolan’ın en olgun filmi olarak karşılanan Alt Tarafı Dünyanın Sonu, akıllardan çıkmayacak kadar güçlü bir aile dramı.

The Salesman (Asghar Farhadi, 2016)
Oscar’lı yönetmen Asghar Farhadi, Fransa’da çektiği Geçmiş’in ardından sarsıcı bir dramla yeniden ülkesine dönüyor. Günümüz İran’ında geçen The Salesman, başlarına gelen korkunç bir olayla başa çıkmaya çalışan genç tiyatrocu çift Rana ve Emad’ı konu alıyor. Farhadi’nin izleyiciyi girdap gibi içine çeken senaryosu, İran toplumuna getirdiği derin çözümlemeleri ve oyuncu kadrosunun kusursuz performansları, filme Cannes’da hem En İyi Senaryo hem de En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini getirdi.

Mezuniyet (Cristian Mungiu, 2016)
Altın Palmiye’li 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’le dünya çapında tanınan Rumen yönetmen Cristian Mungiu’nun yeni filmi Mezuniyet, Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü paylaşan etkileyici bir dram. Ahlâk ve yozlaşmayla ilgili tespitleriyle evrensel bir nitelik kazanan Mezuniyet’te doktor baba, kızının İngiltere’deki bursunu kaybetmemesi için lise bitirme sınavlarında hile yapmaya karar veriyor. Usta işi senaryosu, etkileyici performansları, aileden yola çıkıp toplumu gösterirken arka plandaki paranoya hissi ve gerilimle Mezuniyet yılın en iyi filmleri arasında gösteriliyor.

Hizmetçi ( Park Chan-wook, 2016)
Güney Kore’nin yıldız yönetmeni Park Chan-wook’un, Cannes’da yarışan Hizmetçi’de şehvet, entrika ve cinsel gerilimle örülü göz alıcı bir hikâye sunuyor. Sarah Waters’ın The Fingersmith adlı romanından uyarlanan bu dönem filmi, 1930’larda Japon işgali altındaki Kore’de geçiyor. Cannes’da Vulcain En İyi Sanat Yönetimi ödülü kazanan Hizmetçi, kusursuz senaryosu ve dâhice bir yönetmenlikle izleyiciyi çok katmanlı bir gerilime davet ediyor. Film, zengin genç bir Japon kadın, onu kandırıp zenginliğini ele geçirmeye çalışan Koreli bir adam ve adamın tuttuğu Koreli bir hizmetçi arasındaki entrika etrafında dönüyor.

Paterson (Jim Jarmusch, 2016)
Bağımsız Amerikan sinemasının kahramanlarından Jim Jarmusch, izleyiciye sevdirdiği vampirlerden sonra sıradan insanlara dönüyor. Filme de adını veren Paterson, New Jersey’de Paterson kasabasında yaşayan bir otobüs şoförü, fazla konuşmayı sevmeyen, hep yanında tuttuğu not defterine şiirler yazan sıradan bir adam. Jarmusch, “şiirsel” sinemasını Paterson’da şiirin kendisiyle harmanlıyor ve izleyen herkesin tanışmaya bayılacağı bir karakteri çıkarıyor karşımıza. Paterson’ı canlandıran ve en son Star Wars’da Kylo Ren olarak izlediğimiz Adam Driver’a İran asıllı Golshifteh Farahani eşlik ediyor.

Wiener-Dog (Todd Solondz, 2016)
Kara mizahtan vazgeçmeyen Todd Solondz’un 2011 yapımı Dark Horse’tan sonraki ilk uzun metrajı Wiener-Dog, birbirine bir “sosis” köpek aracılığıyla bağlanan dört kısa hikâyeden oluşuyor ve IndieWire’a göre Todd Solondz’un en öfkeli, en radikal, en sivri filmi. Wiener-Dog’ta hikâyelerin kesişiminde yer alan köpek, hayatını birbirinden farklı insanlara dostluk ederek geçiriyor. Bu kapkaranlık, kararlı ve ziyadesiyle albenili film, ABD’li olma deneyimi üzerine kalemini hiç sakınmayan “siyaseten doğruculuktan” alabildiğine uzak bir komedi. Sundance’te prömiyerini yapan film, aynı zamanda Ellen Burstyn, Danny DeVito, Julie Delpy ve Greta Gerwig’li bir yıldızlar geçidi.

Bilinmeyen Kız (Jean-Pierre ve Luc Dardenne, 2016)
İki Altın Palmiye’li Jean-Pierre ve Luc Dardenne’in Cannes’da yarışan onuncu filmleri Bilinmeyen Kız’da gerçekçilikten güç alırken bir kez daha bireyden yola çıkıp Avrupa toplumunu eleştiriyor. Başrolde, Avrupa sinemasının yükselen yıldızlarından Adèle Haenel de sade ve etkileyici performansıyla dikkat çekiyor.

Julieta (Pedro Almadovar,2016)
Her filmi olay yaratan Pedro Almodovar’ın 20. filmi Julieta, bir kadının hayatının gizemlerine uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Nobel Ödüllü Kanadalı yazar Alice Munro’nun üç öyküsünden uyarlanan ve “Almodovar’ın 5 yıldızlı dönüşü” sözleriyle övülen Julieta, dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da Altın Palmiye için yarıştı. Julieta, Almodovar’ın olgunluk döneminin en iyi örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Voyage of Time (Terrence Malick, 2016)
The Thin Red Line’ın ardından Filmekimi’nde gösterilen Hayat Ağacı ile büyük takdir toplayan Terrence Malick’in Eylül ayında Venedik’te Altın Aslan için yarışacak yeni filmi, evrenin tarihi üzerine görkemli bir belgesel. Usta yönetmenin 40 yıldır üzerinde çalıştığı ve “En büyük hayallerimden birisi” diye tanımladığı bu destansı film, göz alıcı efektleriyle izleyiciye benzersiz bir deneyim vaat ediyor. Voyage of Time‘ın müzikleri bir diğer ustaya, Ennio Morricone’ye emanet. Belgeselde anlatıcı görevini de Cate Blanchett üstleniyor.

Elle (Paul Verhoeven, 2016)
Temel İçgüdü, Showgirls, RoboCop gibi tartışma yaratmış modern klasiklerin yönetmeni Paul Verhoeven hâlâ eskisi kadar cesur ve kışkırtıcı. Fransa’da çektiği yeni filmi Elle, orta yaşlı iş kadını Michèle’in tecavüze uğradıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan ve büyük beğeni toplayan bu sıradışı tür filminbaşrolünde büyük oyuncu Isabelle Huppert kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor.

Komün (Thomas Vinterberg, 2016)
Berlin Film Festivali’nde Trine Dyrholm’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren Komün, Dogma akımıyla uluslararası üne kavuşan Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in son filmi. Bir akademisyen ve ünlü bir haber sunucusu eşinin aile dostlarıyla bir komün kurmaları ve ardından gelişen olayları anlatıyor. Thomas Vinterberg, yeni filminde bir evliliğin yeniden doğum ve yıkım hikâyesini çocukluk tecrübelerinden beslenerek anlatıyor.

Florence (Stephen Frears, 2016)
Dönemin New York’unun en ünlü ve en yeteneksiz sopranosu Florence Foster Jenkins’i canlandıran Meryl Streep’in adı şimdiden Oscar’lar için anılmaya başladı. Bu, filmdeki tüm şarkıları kendi seslendiren Streep’in 20. Oscar adaylığı olacak. Hugh Grant’in performansı ise İngiliz oyuncunun “muhteşem dönüşü” sözleriyle övülüyor. Florence’ın yönetmeni Stephen Frears, Philomena, Tehlikeli İlişkiler, High Fidelity, Kraliçe, Benim Güzel Çamaşırhanem gibi filmleriyle de tanınıyor. Usta yönetmen Frears, 2003’te İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü almıştı.

The Beatles: Eight Days a Week (Ron Howard, 2016)
The Beatles: Eight Days a Week – The Touring Years, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik fenomeni The Beatles’ın ilk yıllarına odaklanıyor. 1960’ların başlarında grubun akıl almaz başarısını elde etmesinin ardından çıktıkları 1000 günlük dünya turnesi, daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleri, söyleşiler ve konser görüntüleriyle ele alan belgesel Beatles mucizesinin sırrını çözmeye çalışıyor. Grup üyelerinin ve hayatta olmayanların ailelerinin destek verdiği belgesel, popüler filmlerin büyük ismi, Rush, Melekler ve Şeytanlar, Apollo 13 gibi birçok filmin yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenen Ron Howard’ın imzasını taşıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği Filmekimi’nin tam programına, etkinlik mekânlarına ve bilet satış tarihlerine buradan erişebilirsiniz.