Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü, ilk mezununun hâlihazırda birinci sınıfta okuyan öğrenciyi tanıdığı çok acayip bir yerdir. Giren çıkamaz. Misal ben 1995 yılında lisans öğrencisi olarak girdim; yüksek lisans, doktora derken hoca oldum, toplamda yirmi iki yıl kaldım, atmasalar bir yere gitmezdim.

DTCF Tiyatro Bölümü’nden mezun olursun, gidemezsin. Başka ülkeye yerleşirsin, kalkıp tatile gelsen ilk oraya uğrarsın. Ödül alırsın, hemen oraya koşarsın.

Ankara’nın orta yerindeki fakültenin “Ortabahçe” diye anılan avlusunda, eskrim provası yapan, Lady Macbeth kostümüyle çay almaya giden, ortalıkta “Ürdünlü ünlü üfürükçü Üryani” biçimdeki ses-konuşma temrinini yaparak dolanan tuhaf çocuklar tiyatro bölümü öğrencileridir.

Çok zorlu sınavlardan geçip emekleriyle, çabalarıyla, tiyatro aşkıyla geldikleri bölüme, hocalarının daha ilk hafta burunlarına dayadığı okuma listeleri sayesinde dakikasında alışırlar. Birbirlerine “Çiçaam”, fakülte kantininin karınca gibi koşturan emekçisine “Atom”, beğendikleri bir oyuna bölümün eski bir kat çalışanının nefis cümlesine atıfla “epik güzel olmuş” derler.

Nurhan Hocalarının geleneğidir, mezun oldukları gün oturur hocalarıyla fıstıklı baklava yerler. Sonra her fırsatta, her 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde, her oyunda, her iyi günde, her kötü günde, sebepli sebepsiz koşar birbirlerine ve hocalarına sarılırlar.

Hocalarından en çok “Odamın kapısı her zaman açık,” cümlesini duyarlar. O kapıları bazen sıkıştıklarında, bazen dertleşmek istediklerinde ama en çok sınav tarihlerini ertelemek için çalarlar. Öğrenciliğin şanındandır, olur o kadar. Zira hocaları da kendi hocalarının, İrfan Şahinbaş’ın, Melahat Özgü’nün, Sevda Şener’in, Metin And’ın, Turgut Özakman’ın, Ergin Orbey’in, Sevinç Sokullu’nun, Ayşegül Yüksel’in, Nurhan Karadağ’ın kapılarını çalmışlar, onlardan ders, el ve koca bir bölüm devralmışlardır. Koca bir gelenek.

“Gelenek” en çok yakışan sözcük sanıyorum DTCF Tiyatro Bölümü’ne.

Hem geleneğe sahip çıkmak hem akademik eğitimden, yeniden, gelişmeden vazgeçmemek. Akademik eğitim verirken tiyatronun doğasındaki usta-çırak ilişkisini dışlamamak. Kavuklu’yu da Hamlet’i de bilmek. Hem yazmak hem yönetmek hem oynamak. Üstüne eleştirisini yazmak. Reji defteri tutmak. Dramaturgi yapmak. Sahneye fırlayan kediyi oyuna katmak. Yokluktan yaratıcılık doğurmak. Prova sırası beklerken sahne altında uyumak. Dekor çakmak, perde asmak, kostüm dikmek. Her mêkanda çalışabilmeyi öğrenmek. DTCF Tiyatro sanırım en çok bunlar demek.

Şimdi bölümün yedi hocası için zorunlu göç zamanı. Ama biliyorum ki, eski mezunumuz Murathan Mungan’ın vaktiyle dediği gibi “Göç yolları/Bir gün gelir/Döner Tersine/Dönülür elbet.”


Kaynak: twitter/@elifcongur