Çocuk emeği, kapitalist dünya düzeninin emek-yoğun ve görece vasıf gerektirmeyen sektörlerinde esnek, güvencesiz, itaatkâr ve ucuz emek olarak görülüyor. 2012 verilerine göre dünya genelinde 168 milyon çocuk işçi bulunuyor. Türkiye’de ise nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unu çocuklar oluşturuyor. Çocukların hatırı sayılır bir kısmı erken yaşta çalışma hayatına girmek zorunda kalıyor. Fiziksel, zihinsel, eğitsel, sosyal, duygusal ve kültürel gelişimlerine zarar veren işlerde çalışıyor.

DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası’nın Türkiye’de çalışan çocukların sorunlarına dikkat çekmek için hazırladığı Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak raporu da ülkemizde çocuk emeği sömürüsünün giderek derinleştiğini ortaya koyuyor. Rapora göre, Türkiye’de çocukların yalnızca yüzde 2,8’i nitelikli okul öncesi eğitim (kreş ve gündüz bakım evleri) imkânına ulaşabiliyor. 2016’da evlenen her 100 kişiden 18’inin çocuk olduğu görülüyor, erken yaşta evlendirilenlerin çoğunluğunu ise elbette kız çocukları oluşturuyor. Dahası, çocuklara yönelik şiddet ve istismarın son 10 yılda yüzde 700 oranında arttığı gözlemleniyor.

Çocuk işçi sayısı artıyor

Ülkemizde çocuk işçilerin sayısına ilişkin güncel veriler yalnızca 15-17 yaş grubundaki işçiler için mevcut. 2012 yılında 601 bin olan 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısının, 2016 yılında 708 bin olduğu görülüyor. 15 yaşından küçük ve tarımsal alanlarda mevsimlik olarak çalışan çocuklara ilişkin veriler maalesef bulunmuyor.

Ayrıca mesleki eğitim alan, özellikle turizm sektöründe uzun saatler çalıştırılan stajyerler, yani çıraklık eğitimi alanlar resmi olarak “çocuk işçi” sayılmıyor. Çıraklık bir mesleği öğrenmeyi ve uzmanlaşmayı ifade eden bir çalışma biçimiyken, günümüzde emek-yoğun üretimin yerini teknoloji-yoğun çalışma düzeninin almasıyla basit teknolojik aletleri kullanan “vasıfsız ve ucuz işgücüne” dönüşüyor. SGK’nın 2016 verilerine göre ülkemizdeki “çırak işçi” sayısı 1,1 milyonu aşıyor.

Çalışan çocukların neredeyse yüzde 80’i kayıt dışı

Çocuk işgücü kır ve kent ayrımında farklı biçimlerde istihdam edilse de, çocuklar kayıt dışı çalıştırılıyor. Kentlerde küçük işletmeler yasal yükümlülüklerden kaçınmak için düşük ücretli ve kayıt dışı emeğe başvuruyor. Bu kayıt dışı ekonomi kırsal kesimlerde ise tarım alanında yoğunlaşıyor. Tarımda çocuklar mevsimlik işlerde ya da ücretsiz aile işçisi olarak çalıştırılıyor.

TÜİK’in 2016 verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıt dışı çalıştırılıyor Ülkemizdeki 15-17 arası 708 bin çocuğun 558 bini kayıt dışı çalıştırılırken, 150 bini sigortalı. Yani çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı yöntemlerle sömürülüyor.

Suriyeli çocuklar ile sömürü derinleşiyor

Ortadoğu ülkelerindeki savaş ve çatışma ortamının bir sonucu olarak ortaya çıkan zorunlu göç, milyarlarca insanın ülkelerinden ayrılarak başka ülkelerde zor şartlar altında yaşamalarına neden oluyor. Göç edilen ülkelerdeki ekonomik ve sosyal olanakların yokluğu nedeniyle de bu durumdan en çok çocuklar etkileniyor. Göçmen çocuklar eğitim olanaklarından yeterince yararlanamayarak erken yaşlarda ailelerine destek olmak için kayıt dışı sektörlerde çalışıyor.

Suriye’deki savaş tehdidi nedeniyle ülkemize göç etmek zorunda kalan göçmen çocukların sayısı da gün geçtikçe artıyor. 30 Mart 2017 tarihinde yayımlanan resmi rakamlara göre Türkiye’de geçici koruma kapsamında 2 milyon 969 bin 669 Suriyeli bulunuyor. Bunların yüzde 45,75’i 18 yaşın altında ve çocukların yarıya yakını eğitim olanaklarından yararlanamadığı için kayıt dışı sektörlerde çalışıyor.

Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda en kötü ülke

Çocuk yoksulluğu oranları ile çocukların en temel gereksinimleri olan beslenme, sağlık, eğitim ve barınma imkânlarından yoksun olma oranları arasında doğru bir orantı bulunuyor. Bu durum çocukların maddi, manevi ve duygusal açıdan gelişimlerini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle zihinsel ve bedensel gelişim açısından temel gereksinimleri karşılanmayan çocuklar, ekonomik zorunluluklar nedeniyle erken yaşlarda çalışma hayatına katılıyor.

Ülkemizde çocuk işçiliğinin artışında yoksulluk oranının yüksek olmasının önemli bir etkisi var. Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye yüzde 25,3 ile çocuk yoksulluk oranı en fazla ülke olarak öne çıkıyor. Örneğin Danimarka’da bu oran yüzde 2,7, Finlandiya’da yüzde 3,6 ve İsveç’te yüzde 8,5. Türkiye’den sonra çocuk yoksulluğunun yüksek görüldüğü Avrupa ülkeleri ise İtalya, İspanya ve Yunanistan.

2016’da 56 çocuk işçi hayatını kaybetti

Özellikle kayıt dışı fason üretimin yaygın olduğu küçük işyerlerinde ve tarımda ücretsiz aile işçisi olarak çalışan çocuklar, sağlık açısından ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıyorlar. Ancak bu çocukların karşılaştıkları meslek hastalıkları ve iş kazalarına ilişkin veriler maalesef bulunmuyor. İş cinayetine maruz kalan çocuk sayısına ilişkin İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi tarafından veriler tutuluyor. Bu verilere göre iş kazası sonucu hayatını kaybeden çocukların sayısı giderek artıyor. 2012 yılında 32 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmişken, 2016 yılında 56 çocuğun hayatını kaybettiği görülüyor.

******

Çocuk işçiliği, devletin çocukları korumaya ilişkin politikalarının yetersizliğinin bir sonucu olduğu gibi, sosyal ve ekonomik politikalardaki adaletsizliğin de bir sonucu. Üstelik bu adaletsizliğin yarattığı ekonomik eşitsizlikler çoğu zaman çocuklar için bir kısır döngüye dönüşerek çocukların geleceğini etkiliyor. Örneğin alt gelir grubuna ait bir ailenin çocuğu, orta ve üst gelir grubuna ait bir ailenin çocuğunun sahip olduğu eğitim ve sosyal olanaklardan yararlanamadığı için gelecekte de alt gelir grubunda kalma olasılığı yüksek.

Çocukların erken yaşta çalışma yaşamında yer almaları fiziksel ve ruhsal gelişimi olumsuz etkileyen birçok riski de beraberinde getiriyor. Çocukların yeterli dinlenme, eğlenme, beslenme imkânı bulamamaları da çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açabiliyor. İş güvenliği tedbirlerinin yeterli ölçüde alınmadığı çalışma ortamlarında iş kazası ve meslek hastalıkları gibi sorunlarla sıkça karşılaşılıyor.

Sömürüsü önüne geçmek için öncelikle çocukların temel sağlık, eğitim, gelişim ve barınma ihtiyaçlarının kamusal olarak karşılanması, sosyal politikalar kapsamında gelir dağılımı, istihdam, ücretler, sosyal güvenlik gibi sosyal ve ekonomik alanlarda iyileştirmelerin yapılması ve yoksulluğa karşı önlemler alınması gerekiyor.