Ankara’da nitelikli modern sanatla buluşabilme imkânı tanıyan az sayıda mekândan biri olan CerModern‘de şu sıralar devam eden üç sergi var. Sergiler hakkında ayrıntılı bilgi burada, benim izlenimlerim ise aşağıda:

Nuri Bilge Ceylan: “Panoramik Bakış”
Nuri Bilge Ceylan’ın 2003’ten bu yana çektiği fotoğrafları, serginin küratörü Heinz Peter Schwerfel “zamansız; fakat mekânlı” olarak adlandırıyor: “Biz, insanlar, yüzleştiğimiz sanatın bir parçası oluveriyoruz. Ve bu evren bizim dünyamız oluveriyor.” Bu yüzden kamera nereye dönerse dönsün insana dair bir şey yakalıyoruz. Sunay Akın’ın “yalnız kaldığımız anda bile alırız insan kokusunu” diye giden Asansör şiirini doğrularcasına, panoramik manzara fotoğraflarında bile çamurlu yoldaki veya karın üzerindeki ayak izlerinde insanı görmek mümkün. Cemil Meriç de buna “düşünmek, insan üzerine düşünmek mutlaka yasak bölgelerden birkaçına dalıp çıkmakla olur” diye cevap veriyor. İnsan portrelerindeki yüzler Nuri Bilge Ceylan filmlerindeki gibi söylemek istediğinden farklı bir şey söylüyor ya da susuyor gibi.

26 Mart’a kadar devam edecek sergide karlı bir Kapadokya fotoğrafının Kış Uykusu‘na, tarlada uzaklara bakan genç kadının Bir Zamanlar Anadolu‘daki muhtarın kızına, Midyat’ta yan yana dizilmiş gençlerin Üç Maymun‘daki İsmail’e dönüşümünü hayal etmek mümkün.

Jose Guadalupe Posada: “Ölüm Kapıyı Çalınca”
Gravür sanatının yaratıcısı olarak kabul edilen Meksikalı Posada’nın ölüm temalı eserleri sergileniyor. Dinî simgeler ve tragedyalara atıflarla sosyal eleştiriler yapan Posada’nın ünlü Calavera Garbancera isimli kafatası gravürü de sergide görülebilecek eserler arasında. Porfirio Diaz döneminde yaşayan ve devrimci duruşuyla bilinen Posada, devrimcilerin mücadelelerini, tiranların ise idam edildikleri anı yüceltiyor. Ölenler Meryem Ana’yı görürken öldürenler (tiranların idam edilmesi hariç) şeytanların etkisi altında hareket ediyor. Ailesini kulaklarına zehir dökerek öldüren bir kadın bize kardeşini aynı şekilde öldüren Hamlet’in amcası Claudius’u, (hatta biraz daha zorlarsak) Metin Erksan’ın Hamlet rolünü Fatma Girik’e oynattığı İntikam Meleği / Kadın Hamlet (1976) filmini hatırlatıyor. Yorick’in kafatasını elinde tutan meşhur Hamlet figürünün Posada’nın gravürlerini ne kadar andırdığı hemen fark ediliyor.

Programa göre 10 Ocak’ta bitmesi gereken sergi 17 Ocak’ta devam ediyordu, ama görmek isteyenlerin ellerini çabuk tutması gerekebilir.

Murat Koç: “Düşmek”
İzleyiciyi çağrışımlara sürüklemeyi sevmediğini ve onun düşüncesine müdahale etmek istediğini söyleyen Murat Koç, 7 Şubat’a kadar devam eden sergisinde kırılmalardan, düşmelerden, olumsuzluklardan cennet çıkarılabileceğine işaret ediyor. Bu yüzden de “Düşmek = Cennet” diyor. Olmak isimli resminde üst bedeni ve kafası olmayan, sadece kollar ve alt bedenden oluşan bir kadın resmederken, Ölmek isimli resminde yüzünün yarısı olmayan bir adam gösteriyor. Olmanın içinde bir yokluk, ölümün içinde ise bir varlık yaratarak var olmakla yok olmayı da aynılaştırırken soruyor: Kırıldığımız, düştüğümüz sürece fark eder mi?