Cem Karaca, 1984’te Die Kanaken adında Almanca bir uzunçalar yayımladı. Pek bilinmeyen bu albüm, Cem Karaca’nın çalkantılı siyasi hikâyesini özetlemek için en uygun albüm olabilir. Karaca, yayımladığı sayısız 45’liği, 10’un üzerinde albümü, epeyce vokaliste ilham vermiş sesi ve vokal tekniğiyle Türkiye’de rock müziğinin belki de en büyük efsanesiydi. Ancak Die Kanaken adlı albüme geçmeden önce müzisyenin hikâyesine bakmakta fayda var.

Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar, Dervişan

Profesyonel müzik hayatına 1967’de Apaşlar grubuyla başladı, aynı yıl Altın Mikrofon yarışmasında ikinci oldu. “Resimdeki Göz Yaşları” ve “Emrah” gibi klasikleşmiş şarkıların kaydı da bu döneme denk geldi. Ardından, daha politik bir çizgide müzik yapmak istemesi ve grubun geri kalanıyla anlaşamaması üzerine Apaşlar dağıldı. Cem Karaca için 60’ların sonu 70’lerin başında Kardaşlar dönemi başladı. Apaşlar döneminde başlayan kayıtlar için Almanya ziyaretleri bu dönemde de devam etti. 1972’de anlaşmazlıklar sebebiyle gruptan ayrılan Karaca, Moğollar’a dahil oldu. O sırada Moğollar’la birlikte çalan Ersen Dinleten de sonrasında Ersen ve Dadaşlar adını alacak olan Kardaşlar’a katıldı.

Cem Karaca’nın Moğollar ile birlikte yayımladığı “Namus Belası” ise Anadolu Rock tarihinin en tanınmış eserlerinden biri hâline geldi. 1974 sonlarında Cahit Berkay Moğollar’ı dağıtıp Fransa’ya gitti. Cem Karaca da önce pek uzun ömürlü olamayan Karabasanlar, sonra da Dervişan grubuyla yoluna devam etti.

Dervişan, Cem Karaca’nın giderek kızışan politik ortama tepkisiz kalmadığı, müziğinin giderek bazen açık bazen kapalı, bugün bakıldığında yer yer marjinal, yer yer yeteri kadar sert olmadığı düşünülebilecek politik söylemler içermeye başladığı döneme tekabül ediyordu. Son dizesi, bağımsız olarak farklı bağlamlarda sıkça kullanılan “Tamirci Çırağı” şarkısı da yine bu dönemde yayımlandı. Şarkının sözlerinin tamamı dikkate alındığında, anlatılan meselenin son dizenin o popüler bağlama belki yarım adım uzakta olduğunu görülebilir. Zira çoğunlukla işçi sınıfı güzellemesinden ziyade sistem tarafından burjuva hayaller tüketmeye zorlanan ama sınıf atlamasına da izin verilmeyen bir proleterin hikâyesini dinliyoruz: “Ustam geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları/ İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları”.

1975-1978 arasında Cem Karaca, 1969’da Deniz Gezmiş’in de eğitim aldığı Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) çeşitli ortamlarda destek verdi. FKÖ yararına bir yüzünde “Bir mermi de benden”, diğer yüzünde “Güncel” parçalarının bulunacağı bir 45’lik yayımlayacağını ilan etmişti ancak yayımlanamadı. Münir Tireli’nin Cem Karaca ve Die Kanaken (2016) adlı  kitabında, Karaca’nın bazı performanslarında klavyeci olarak görev alan Barış Göker, bu plakta bulunması planlanan “Güncel” adlı parçanın konserlerde kullanılmayan kısmıyla ilgili bir sohbeti aktarıyor:

İstanbul Taksim’de Fermentasyon adı bir kulüpte çaldığımız akşamın dönüşü arabada Cem Baba’ya bu Londra konser kaydından “Güncel” parçasını dinletmiştim. Bu kaydı alalı henüz 1-2 gün olmuştu. Cem Baba yıllar sonra parçayı ilk defa dinliyordu, kayıt da net olmadığından ilk başta sözleri algılayamadı. “Ne diyorum ben acaba?” falan dedi. Ben “taş, sopa, zincir, bomba, tabanca…” diye söyleyince hatırladı. Aslında şarkıdaki o sözlerin devamı da varmış. “Biliyoruz ancak arkanızda kim var” devamında Hami Barutçu ve Fehiman Uğurdemir’in cevap olarak vokal yapması gereken yer “CIA, MİT, Kontrgerilla” imiş. Tabii o günkü siyasi ortamın gerginliğinden dolayı korktukları için o kısmını konserde söylememişler.

Kaynak: Dipsahaf

Dipsahaf’a göre, bu tarihler arasında verdiği bu konserlerde “Adiloş Bebe” isimli şarkıyı da ayrıca Filistin halkına ithaf eden Cem Karaca, 1975 İzmir Fuarı’ndaki Filistin standının ziyaretçi defterine şu notu düşmüştü: “Egemen güçlere karşı yürütülen bütün bağımsızlık savaşlarının başarıya ulaşacağına inancım var. Namuslu bir Türk aydını ve devrimcisi olarak kardeş Filistin halkına başarılar dilerim.”

Kurtalan Ekspress, Edirdahan

1978’in başlarında 1 Mayıs / Durduramayacaklar Halkın Coşkun Akan Selini 45’liğini kaydettikten sonra Dervişan dağıldı. Cem Karaca, Kurtalan Ekspres elemanlarıyla Türkiye’nin iki ucu Edirne ve Ardahan’ın isimlerinin birleşiminden oluşan Edirdahan’ı kurdu. Kısa bir süre sonra Kurtalan Ekspres elemanlarının eski gruplarına dönmesiyle kadro tamamen değişti. Cem Karaca ise belki de Türkiye Rock tarihin ilk rock-opera eseri sayılabilecek, 18 dakikalık “Safinaz“ı yayınladı.

Bu dönemde Karaca’nın verdiği konserler “olaylı geçiyor, bazı konserlerden sonra apar topar konser mahalinden kaçmaları gerekiyordu.” (Tireli, 2016) Edirdahan’ın dağılmasının ardından, Cem Karaca, Sefa Ulaştır, Hami Barutçu ve Fehiman Uğurdemir 1978’te Bursa’da verdikleri olaylı bir konsere imza attılar. Sonra da Londra’dan aldıkları konseri teklifini değerlendirip, Türkiye’deki çalkantılardan uzaklaşmaya çalıştılar. Böylece Cem Karaca’nın uzun soluklu yurtdışı macerası başlıyordu.

Cem Karaca, Özal eliyle hakkında verilen tutuklama kararının kaldırılmasıyla Türkiye’ye geri döndü. 28 Haziran 1987’de Kerem Çalışkan’a verdiği röportajda (belki Özal dönemindeki “tadımız kaçmasın” liberalliğinin de etkisiyle) ülkeyi terk edişini şöyle açıklıyordu:

79 senesinin 3 Ocak’ında çıktım ilk önce. Orkestram, karım ve çocuğumla beraber İngiltere ve Almanya’da turneler yaptım. Zaten o dönemde Türkiye’de kendi sanatımı istediğimce icra edebileceğim bir ortam kalmamıştı. Bunu söyleyince akla, sağcılar konseri basıyor, bomba atıyor falan filan türünden fikirler geliyor. Oysa hayır, sağcılardan değil, solun kendi içindeki sürtüşmelerin gayriinsani tavırlarda kendini dışa vurmasından bizar olmuştum. Biz kendi içimizde belli bir demokratik yaklaşımı ve toleransı gerçekleştirememiş sol gruplar, grupçuklar, tekkeler, zaviyeler birbirimize öyle büyük kötülükler ediyorduk ki! Ben şahsen, bir Ülkü Ocaklıdan bu kadar ağır hakarete hiç maruz kalmadığımı çok iyi hatırlıyorum. Sokakta benim yolumu çevirip soruyorlardı: Devrimci misin? Ey, devrimciyim. Peki, nasıl devrimcisin? Yahu, devrimciyim işte. Yok, ille ya “proleter devrimci” olacaksın ya şu ya bu… Olmazsan “revizyonist” oluyorsun, “oportünist” oluyorsun, “Maocu-faşist” oluyorsun. Bunlardan artık bıkmıştım ve kendimi yurt dışına attım.

Cem Karaca, 21 Ocak 1979’ta Londra Rainbow sahnesinde “İngiltere Türkiyeli Öğrenciler Federasyonu” tarafından düzenlenen Büyük Halk Gecesi kapsamında, Münir Tireli’ye göre ses olarak oldukça etkileyici bir performans sergiledi. Konserde, 1 Mayıs Marşı sırasında Karaca’ya “İşçinin Sesi Korosu” da eşlik etmişti. Ayrıca bir gece önce aynı sahnede çalan Pink Floyd’un ekipmanları kullanılmıştı.

14-17 Haziran 1979 tarihleri arasında Zülfü Livaneli ve Selda Bağcan ile birlikte Kenmade’de bir konsere katılan Karaca, takip eden dönemde Bağcan ile birlikte 25 şehirde konser verdi. Münir Tireli’nin kayıtlarına göre bu dönemde Almanya’da yaptığı bir açıklamada, “Sosyal demokrasi, emperyalizmin yedek tekeridir. Onlar sömürüyü demokratikleştiriyorlar,” demişti.

Geçici olarak Köln’e yerleştikten sonra, Türküola Müzik’le anlaşarak Almanya’da kaydettiği şarkılarını Türkiye’de yayımlamaya başladı. Bu sırada Türkiye’ye gelip gitmeye devam eden karaca, Kerem Çalışkan’a verdiği röportajda bahsettiği üzere tanık olduğu bir silahlı eylem ve insanların bunu nasıl kanıksadıkları karşısında yaşadığı şaşkınlık sonrasında Almanya’ya uzun süreli olarak yerleşti.

Bu dönemde ilk olarak 1980’de Nazım Hikmet, Tevfik Fikret ve Ahmet Arif’in şiirlerinden bestelediği şarkıların da bulunduğu Hasret albümünü yayımladı. Aynı yıl 1 Mayıs isimli plağında “komünizm propagandası” yaptığı iddiasıyla Ali Avaz ve Sarper Özsan ile birlikte yargılanmaya başlandı. Bu sırada Bonn’a yerleşen Karaca, 1950’lerde tango müzisyenliğiyle bilinen İbrahim Işıl’ın stüdyosunda Bekle Beni albümünü kaydetti. Plak ve kaset 1982’de Türküola Müzik tarafından basıldı. Davası sürerken sıkıyönetim mahkemesi tarafından ülkeye çağrılan, önce ek süre isteyip bu sürenin bitiminde ülkeye dönmeyeceğini açıklayan Karaca, 6 Ocak 1983’te Yılmaz Güney’le aynı gün Türk vatandaşlığından çıkarıldı.

Die Kanaken

Cem Karaca, 1983’te Ab in den Orient Express (Defolun Orient Ekspresiyle) adlı oyunun hem müziklerini yaptı hem de Fehiman Uğurdemir ile birlikte oyunda rol aldı. Harry Bösecke tarafından yönetilen, kullanılan şarkıların sözlerini Martin Burkert’in yazdığı oyunda bir sonraki yıl Die Kanaken plağında yer alacak parçalardan yedi tanesi bulunuyordu.

Oyunun temsilleri vasıtasıyla tanınırlık kazanan Karaca, aynı yıl Alman Yeşiller Partisi tarafından düzenlenen konserlere çıkmaya başladı. Bu kez farklı bir atmosferde müziğine yeniden politik bir zemin yakalayan Cem Karaca, Die Kanaken’i de bu dönemde kurdu.Aynı adı taşıyacak albümün kayıtları ise Köln’de, Tonstudio am Dom, stüdyosunda tamamlandı ve Alman Komünist Partisi’nin desteklediği Pläne isimli plak şirketi tarafından basıldı. (Die Kanaken, yani Kanaklar, orijinal anlamıyla 19. yüzyıl denizcilerinin beraber seyahat ettikleri Güney Pasifik ve Güneydoğu Asya kökenli gemicileri tanımlamak için kullandıkları bir söz. Ancak 1960’larla beraber Almanya’da Türkiye ve Orta Doğu kökenli insanlar için kullanılan aşağılayıcı bir kelimeye dönüşüyor. Karaca ve arkadaşları Almanya’daki Türkiye kökenli insanların dertlerinden Almanca bahsedilen parçaları sunmak için bu ismi kullanmayı seçiyor.)

Albümün tamamı Almanya’daki birinci ve ikinci kuşak Türkiye kökenli insanların sorunlarından bahsediyor ve temelde bir diyalog başlatma aracı olarak görülüyordu. Üstelik, “Gastarbeiter” sürecine dair Alman yönetimine sağlıklı bir dozda eleştiri sunuyordu.

Die Kanaken – Arka Kapak

Albümün öne çıkan parçalarından sözleri Beate Fischer tarafından yazılan Mein Deutscher Freund Türk ailelerinin durumunu, Türk ve Alman çocukların dostluklarına dair bir umudu belirtiyordu. Beim Kaffe ise ailesi Polonya göçmeni olan yaşlı bir kadının babasının aşağılanmalara tepki göstermesi sonucu dövülerek öldürülmesinden bahsediyordu. Wilkommen ise Alman birası uğruna “Allah’a” veda etmek üzerinden kültürel entegrasyon eleştirisi yapıyordu. Bu sebeple Karaca şarkının Türkçe ismini daha önce Bekle Beni albümünde bir parça için kullandığı Entegrasyon Dedikleri olarak belirlemişti. Aynı zamanda mevzubahis parça bossa nova gitarların eşliğinde “ba-bu-kebap-bü-pap” şeklinde bir “scat” içeriyordu. Son şarkı “Çok Yorgunum” ise Nazım Hikmet’in Mavi Liman adlı şiirinden uyarlanmıştı. Muhtemelen Karaca’nın sürgünde yaşadığı memleket hasretini dile getiriyordu. “Çok yorgunum, beni bekleme kaptan / Seyir defterini başkası yazsın / Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman / Beni o limana çıkaramazsın…”

Albümün belki de en güçlü şarkısı Es Kamen Menchen An’ın adı ve nakaratı, İsviçreli yazar Max Frisch’in, İtalyan işçilerle ilgili kullandığı “Man hat Arbeitskräfte gerufen, und es kommen Menschen” (Çalışabilecek adamlar çağrıldı ve insanlar geldi) sözünden türetilmişti. Şarkının sözlerinde en pis işlerin Türkiye kökenli “misafir işçilere” verildiği ama bir ekonomik krizde yine onların suçlandığından, Türkiye kökenli insanların “ilginç” bulunmadığından kültürlerinin değer görmediğinden bahsedilmişti. Parçanın ortasında girip tüyleri diken diken eden Fehiman Uğurdemir’in bağlama solosu ise belki de albümün en iyi müzikal hamlesiydi.

Albüm sonrasında çok sayıda konser veren Cem Karaca ve Die Kanaken, 1986’da bir tiyatro oyununa ilham verdi. Bu oyunda tüm grup elemanlarıyla birlikte oyuncu Toto Karaca da yer aldı.

Almanya’da yaşadığı bu süre sonrasında, Cem Karaca 1987’de Türkiye’ye geri döndü. Vatandaşlığının geri verilmesi ve ülkeye dönüşüne izin verilmesi için Turgut Özal ile kurduğu ilişkiyi nedeniyle sol cenah tarafından döneklikle suçlandı. Bu konudaki duruşunu Uğur Dikmen ve Cahit Berkay ile birlikte Yiyin Efendiler (1990) albümündeki “Oh be” şarkısında aşağıdaki şekilde gösterdi. “Ben döneksem döndüm diye memleketime / Döndüm baba döndüm işte oh be”.

Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar (1987) albümünde Die Kanaken’de bulunan Es Kamen Menschen An ve Beim Kaffee parçalarına Türkçe söz yazdı. Şarkıların yeni adı ise “Almancılar” ve “Yarım Porsiyon Aydınlık” oldu. “Yarım Porsiyon Aydınlık” parçasında darbe sonrası liberal burjuvaziyi eleştirdiği söylenebilir.

Bu parçadan hareketle kendi kitlesini konsolide etme amacıyla, seçmeni olmayan herkesi tek bir düşman suretinde birleştirip, tüm muhalefeti liberal burjuvazi kalıbına sokmayı günlük politik rutin hâline getiren Recep Tayyip Erdoğan, 2016’da düzenlenen “Muhtarlar Toplantısı” kapsamında verdiği demeçte “Yarım Porsiyon Aydınlık” parçasına ve Karaca’ya atfen Barış için Akademisyenler bildirisine imza atanlar hakkında şöyle buyurmuştu: “Rahmetli çok bonkör davranmış. Bugün aydın geçinenler değil yarım, çeyrek porsiyon kıymetinde dahi değil.”

Erdoğan’ın Karaca’nın bu dönemde yazdığı bir parçaya referans vermesi, son dönemde başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaşayan Türkiye vatandaşlarının Erdoğan desteğine değinmeyi akla getiriyor. Erdoğan, onlarca senelik sosyal, kültürel ve ekonomik zorluğun sonucu olarak doğal olarak birikmiş öfkeyi kendi oylarına yöneltmeyi başardı. Yalnızca Batı’ya “atar” yaparak, herhangi bir somut medeni güç örneği sergilemekten uzak olmasına rağmen bu algıyı oluşturması Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının “intikam” veya “bedel ödetme” arzularına cevap olmuş görünüyor. Bu dürtünün ne denli güçlü olduğunu, kendi yaşamadıkları bir ülkede hayatı insanlık adına zorlaştıran bir kararı, sırf bu arzuyu tatmin etmek için veren ve kendilerinin asla maruz kalmayacağı bir dolu fenalığı hiç tanımadıkları insanların kucaklarına bırakmayı bu tatminin karşısında ödenebilecek makul bir bedel olarak gören %60’lık seçmenden anlayabiliyoruz. Bu durumun nedenini anlamakla beraber, bu insanların bir noktada onanması gerekecek devasa bir yarayı kendi elleriyle açtıklarını da kabul etmek gerekiyor.

Bu noktada ilginç bir not da Tayfun Atay’ın Cumhuriyet’te yayımlanan “Evveli devrimdir, âhiri tekbir: Cem Karaca iktidarda!” başlıklı yazısı. Atay’a göre Cem Karaca “Rock’tan Hakk’a” yürümüştü. “Herkesi komünist ütopyaya inanmaya davet ettikten sonra, bir yaşlı çınar olduğunda maneviyat çeşmesinden tatmak üzere ‘Allah Yâr’ demeye başlamıştı”

1980 öncesi ve sonrasındaki politik duruşu ve hareketleriyle Cem Karaca için  söylenebilecek tek makul şey, bir insandan daha fazlası olmadığı. Cem Karaca’nın yapmadığını, her şeye rağmen inatla yapan saygıdeğer insanlar da var. Yine de ben ona Cem Baba demeye devam edeceğim.

*Başlık, “Es wurden Arbeiter gerufen, doch es kamen Menschen an” Cem Karaca’nın “Es Kamen Menschen An” şarkısının ilk dizesidir.


Kaynak: Tireli, M. (2016). Cem Karaca ve Die Kanaken. Ankara: Atlas Yayınları.