Barış Bıçakçı’nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz romanındaki Ender ile Çetin’in arasındaki münasebete başka bir açıdan bakmayı deneyeceğim. Ender ile Çetin’in ilişkisi George ve Lennie’ninki (Fareler ve İnsanlar, Steinbeck) gibi ortak yaşama dönüşen bir arkadaşlık hikâyesi mi? Yoksa Françoise, Pierre ve Xaviere (Konuk Kız, Simone de Beauvoir) ilişkisine benzer üçlü bir aşk serüveni mi?

Bizim Büyük Çaresizliğimiz romanıyla ilgili yorumların çoğunda, romanın ana karakterleri Ender ve Çetin’in dostluğu daha çok George ve Lennie’nin paralelinde konumlandırılıyor. Ender’in Çetin’i daha akılsız, hantal ve öğrenmeye kapalı olarak betimlediği göz önünde bulundurulursa, Fareler ve İnsanlar analojisi makul karşılanabilir. Öte yandan Ender’in hikâyeyi aktarışı itibariyle Ender’in duygusal anlamda daha donanımlı, Çetin’in ise ona kıyasla tutuk olduğu görülüyor. Roman, yaşamları iç içe geçmiş bu iki dostun yetişkinlik ıstıraplarını birlikte aşma perspektifiyle de keyifle okunabilir, ancak bu arkadaşlığı yalnızca sadakat temelli bir dostluk olarak nitelemek bazı noktalarda yetersiz kalıyor.

Bu hikâye aynı evi paylaşan Ender ve Çetin’in sıkı dostluk ile homoerotizm arasında savrulan ilişkisi olarak da ele alınabilir. Bekâr Ender’in “Evli misiniz?” sorusuna verdiği olumlu yanıt, tanıştığı kadınlarda bile Çetin’den izler araması bu tezi doğrular nitelikte. Bununla birlikte, Ender ve Çetin’in geçmişteki kız arkadaşlarıyla ilişkileri hakkında okuyucu fazla bilgi sahibi değil. Evet, belki ara sıra Ender’in ağzından eski aşklarıyla ilgili birkaç cümle çıkıyor ancak o birliktelikler yine Ender-Çetin ekseninde dönüyor. Bu duruma Ender’in Çetin’i ziyarete gittiği zaman, Çetin’in kendi sevgilisine odalarına üçünün birlikte yatacağı bir şekilde ek yatak serdirmesi örnek verilebilir. Çetin, kız arkadaşına üçü aynı odada yatmadığı takdirde Ender’in üzüleceğini açıkça söylüyor

Ender ve Çetin üniversite yıllarını geride bırakıp, ergenlik eşiklerini aştıktan sonra bir arada yaşamaya başlıyor. Birlikte yaşamaya başladıkları süre içerisinde aşk hayatları ile ilgili herhangi bir bilgi verilmiyor, ama yaz tatillerini “baş başa” yaptıkları göz önünde bulundurarak sevgilileri olmadığı varsayılabilir. Homoerotik seviyede gezen bu dostluk, Nihal’in onlarla birlikte yaşamaya başlamasıyla evriliyor.

Bu noktada Bıçakçı’nın romanını sarmalayan sıkı dostluk temasını biraz aralayıp Beauvoirvari bir üçlü aşk ilişkisini yerleştirmek mümkün. Nasıl ki Françoise ve Pierre birbirlerine geçmişleriyle, güncel yaşantılarıyla ve gelecek beklentileriyle bağlıysa, Çetin ve Ender de bu bağlılığa sahip. İki çiftin de öz varlıkları, diğerinin varlığıyla anlamlanıyor. Yine benzer şekilde, bu iki çiftin tek vücut olmuş ilişkileri “Konuk Kız”ların (Xaviere ve Nihal) gelişiyle değişiyor. “Konuk Kız”ların gelişini “milat” kabul edelim. Milattan önce Françoise ve Pierre yoğun, doyurucu ve birbirlerini zenginleştiren bir birliktelik içindeler, tıpkı Ender-Çetin dostluğu gibi. Ancak milat sonrası, konuk kızların varlığı çiftleri etkilemeye başlıyor. Xaviere’nin kaygısı Françoise’ı üzerken, Nihal’in Ender’den şiir istemesi Ender’i huzursuz ediyor. Dolayısıyla çiftlerin belirli bir dinamiğe sahip ilişkileri düzensiz hâle geliyor, hatta fakirleşiyor. Tıpkı Ender’in de dediği gibi “Aşkın insanı zenginleştirdiğini biliyorduk, fakirleştirdiğini de bilelim.” Ayrıca Ender, Nihal’den önce kendini salt erkek olarak tanımlamadığını da açıkça söylüyor ki, bu söz yine Ender-Çetin gizli aşkına ipucu yaratıyor.

Öte yandan iki romanda da çiftler birbirlerinin üçüncüye olan ilgisinden haberdar, ancak bu durum bir rekabet ortamı oluşturmuyor. Aksine Ender, Nihal’in hem kendisini hem de Çetin’i seçmesinin ideal olacağını bir noktada düşünüyor. Françoise ise romanın bir bölümünde, Xaviere’in başka bir adama olan ilgisi sebebiyle Pierre’i Xaviere ile barıştırmaya çalışıyor. Dolayısıyla hem Françoise-Pierre hem Ender-Çetin ilişkisini aslında merkez olarak düşünebiliriz, Konuk kızlar ise merkezin çekimiyle dönen uydular…

Kısacası, Ender-Çetin ilişkisini yalnızca dostluk veya aşk olarak sınıflandırmak bir bakıma kitabın hakkını vermiyor. Romanda Ender’in okuyucuya izlemiş olduğu  bir film için yapılmış “eşcinselliğin sınırında dolaşan bir dostluğun hikâyesi” yorumunu aktarması da çok tesadüfi olmayabilir, aksine Bıçakçı anlatılan dostluk/aşk ikilemine galiba gönderme yapıyor . Dolayısıyla başta sorduğumuz sorunun kesin olarak cevaplanmaması romanı daha da zengin kılıyor. Hatta çaresizlik hissini de güçlendiriyor. Bu bakış açısıyla roman, günümüzün cinsiyet ve aşk klişelerinden uzak ve iki erkeğin ilişkisini herhangi bir kalıba sokmadan keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.