Beatlemania, 51 yıl önce bir Cumartesi günü başladı. John, Paul, George ve Ringo, JFK havaalanında uçaktan indiler ve çığlıklar koparan hayran kalabalığının yarattığı bir kasırganın, dünyanın daha önce görmediği bir “vahşetin” ortasına düştüler. The Beatles’ın hayranlarını böylesine çılgına çevirmesi vaktiyle psikologları afallatmıştı. Benzer şekilde, grubun neredeyse kusursuz pop şarkıları da günümüzün şarkı yazarlarını şaşkına çeviriyor.

The Beatles dünyanın görüp görebileceği en çok satan, en yenilikçi gruplardan biriydi. Dünya genelinde başka hiçbir grubun yanına bile yaklaşamayacağı ölçüde kabul gördüler ve sevildiler. Bazıları, İsa’nın dönüşünü bekler gibi, yeni bir The Beatles bekliyor. Ancak müzik endüstrisi mevcut düzeniyle bir daha asla The Beatles ile benzer ölçüde popüler bir cazibeye veya ezberbozan bir müzik becerisine sahip bir grup çıkaramayacak.

thebeatles11

The Beatles, 7 Şubat 1964.

Geçtiğimiz hafta verilen 2015 Grammy Ödülleri sırasında müzik endüstrisinin kendini ele veren hali gözümüze ilişti. Popüler müzik konusunda beğenilerimizin nasıl standart hale geldiğini kanıtlarcasına, yılın en iyi 10 şarkısından 7’sinin yapımcısı ve ortak yazarı Max Martin “yılın yapımcısı” ödülünü kazandı. “Yılın en iyi albümü” ödülü için Beyoncé/Beck kapışması, en popüler sanatçıların hayran kitlelerinin nasıl kesin olarak bölünmüş olduklarını gösterdi. Herhangi bir grubun The Beatles’ın zirvede olduğu dönemdeki menzilini ve yaratıcılığını tecrübe edebilmesi için müzik endüstrisinin tam anlamıyla perişan diyebileceğimiz halinden, dinleyicilerin de bu bölünmüşlükten kurtulması gerekiyor.

Bugün hiçbir grup The Beatles’ın yaptığını yapamaz

The Beatles tarihine aşina olmayanlar şaşırabilir, ama grup en deneysel ve çığır açıcı albümlerini yayımlarken hiç tura çıkmadı. Son doğru düzgün konserlerini 1966’da, Revolver’ın yayımlandığı Ağustos ayında gerçekleştirdiler. Ringo Starr, The Beatles Antolojisi’nde “Konserimizi dinlemek için geldiklerini hiç hissetmedim,” demişti. “Bizi görmek için geldiklerini düşündüm. Çünkü geri sayım başladığı anda çığlıkların sesi diğer tüm sesleri bastırıyordu.”

Bugünün sanatçıları şöhretlerini dikkatle korumak ve sürekli beslemek zorundayken, The Beatles şöhretten kaçınmayı yeğledi. Yeni kayıt düzenlemeleri, şarkı yazma teknikleri ve enstrümanlar üzerine kafa yorup, vakitlerini stüdyoda harcadılar. Grup, bant döngüsü ve post-prodüksiyon ile elde edilebilecekler konusunda sınırları gerçekten ilk kez zorlayanlar arasındaydı. Tom Daniels’a göre, The Beatles’ın yapay kanal ikileme (artificial double tracking), ters kayıt (back masking), melodik geribesleme (tuned feedback), kesilmiş ses döngüleri (spliced audio loops), bozunum (distortion), EQ’lama, stereo efektler, çoklu kayıt (multi-tracking), sıkıştırma (compression), faz kaydırma (phase shifting) ve yenilikçi mikrofonlama (microphoning) gibi tekniklerin yaygınlaşmasına öncülük ettiği söylenebilir. Bütün kazançlarını neredeyse tamamen bıkıp usanmadan ürettikleri yenilikçi albümlerle elde ettiler.

Artık onların kazandığı kadar para kazanamazsınız

Günümüzdeki albüm satışlarını göz önüne alırsak, herhangi bir sanatçının kariyeri için The Beatles’ı örnek alabilmesi hemen hemen imkânsız.

Satış rakamları durumu anlatıyor. Taylor Swift’in şimdilerde bir numarada olan 1989 adlı albümü geçen hafta yalnızca 71.000 kopya sattı. Kate Beaudoin’a göre, bu sayı 1989’u geçen yaz boyunca bir numarada kalan ve 52.000 kopya satan Sia’nın Forms of Fear albümünden bu yana en az satan listebaşı albüm yapıyor. Oysa The Beatles’ın Please Please Me albümü 250.000 eşiğini aşana kadar başarılı sayılmamıştı. Sanatçıların artık kâr edebilmek için durmak bilmeden turlara çıkmaları ve ticari ürünlerinin tümünden para kazanmaları gerekiyor.

Songwriters Guild of America başkanı Rick Carnes, The Beatles’ın mirasını günümüzün sanatçılarıyla karşılaştırdığı yazısında “Bugün, eğer varsa, yalnızca birkaç tane stüdyo sanatçısı var,” diyor. “Büyük kayıt stüdyoları hızlıca maziye karışıyor, hayatlarını sound’larını ve tekniklerini geliştirmeye adayabilecek stüdyo sanatçılarının yerini ev stüdyoları, ses ve müzik yazılımları alıyor.”

Müzik endüstrisi albümleri gelir kaynağına dönüştürme yollarını geliştirmediği sürece gerçekten kâr edemeyecek ve The Beatles kadar gayretle başyapıtlar kaydetmeye odaklanabilecek gruplar göremeyeceğiz.

Hayran kitleleri eskisi gibi değiller

Satışlar doğru bir biçimde gelir kaynağına dönüştürülebilse bile, artık hiç kimse The Fab Four gibi emsalsiz hayran gruplarının keyfini süremeyecek. Carnes’ın dikkat çektiği gibi, evde kayıt yapabilme imkânları sağ olsun, sanatçılar arasında her zaman devasa bir rekabet var. Çevrimiçi (streaming) müzik ve “bedavacılık kültürü” sanatçıların kendi kariyerlerini yönetmesini ve müziklerini yayımlamasını kolaylaştırdı. Ancak aynı zamanda, Future of Music Coalition’ın yaptığı araştırmada %64 oranında müzisyenin onayladığı üzere, “bunaltıcı miktarda müziğin tüketicilerin üzerine boca edilmesine” neden oldu. Perakende satışlar toplam hâsılatın küçücük bir parçasını oluştururken, bu araştırma sanatçıların gelirlerini 42 farklı kaynaktan elde ettiklerini de gösterdi.

Çok fazla sanatçı, durmadan yeniden bölünen çok fazla alt tür (new wave, chillwave, vaporwave) ve dağıtım için çok fazla kanal var. Dinleyiciler parmaklarının ucundaki sonsuz müzik kütüphaneleri sayesinde tek müzisyenle veya tek albümle aynı derecede ilgilenemiyor. Araştırmalar, dinleyicilerin sonrakine geçmeden önce bir şarkıyı baştan sona dinleme oranlarının sadece %48,6 olduğunu söylüyor.

Bu rekabete karşılık, müzik endüstrisinin ilgisi yenilikçilik yerine türdeşliğe yöneldi. Bir albümün gerçekten satabileceğinden emin olmanın tek yolu, başarısı çoktan kanıtlamış bir albüm gibi tınlamasını sağlamaktan geçiyor. Müzik işte bu yüzden sürekli olarak ayırt edici tınısal özelliğini ve orkestrasyon çeşitliliğini yitiriyor. Daha açık söylemek gerekirse, Taylor Swift’in “Shake It Off”’u bu yüzden fena halde eski hit şarkılar gibi tınlıyor.

Artık kimse sanatçı yetiştirmekle ilgilenmiyor

Küresel müzik endüstrisi tekil olarak sanatçıların yeteneğini geliştirmek yerine daha fazla sayıda yeni müzisyene yol açmaya yönelmiş gibi görünüyor. Geçtiğimiz yıl, İngiltere listelerinde 14 yeni müzisyen veya grup bir numarayı gördü. Böyle bir hadise 1994 yılından önce hiç olmamıştı, ama şimdilerde standart bir hale gelecekmiş gibi görünüyor.

Müzik endüstrisi artık The Beatles gibi olabilecek bir grup üretmeye veya teşvik etmeye hiç kalkışmıyor. En büyük ticari başarıları sağlayan müzisyenler ise genellikle kendini sanatsal yeniliklere adayanlar değil, satışları garanti edebilenler oluyor. Pop yıldızları bir fabrikadaki üretim bandı gibi hit şarkılar üreten Max Martin gibi yapımcı/yazar gruplarıyla çalışıyor. Lennon ve McCartney gibi tüm şarkılarını kendi yazan ve kaydeden ana akım müzisyenlerin yaptıkları artık çoktan maziye karışmış pop makinesinin birer kalıntısı.

Bu kategoriye girmeye yaklaşan müzisyenler, hâlâ manşetlere konu olabilen, albümlerini ileri taşıyabilen, müzik türünü zorlayabilen Kanye West gibileri. Ancak West’in kendini yaratıcı bir güç olarak İsa ile eşdeğer görerek biçimlendirme çabaları gülünç, hele The Beatles üyelerinin “İsa’dan daha popüler” olabilecekleri iddiası bugün bazı insanları sahiden tereddüde düşürebilecekken. Bir daha asla The Beatles gibi bir grup göremeyebiliriz, ama The Beatles hâlâ yaşıyor ve şükürler olsun ki hep yaşayacak.


* Bu yazı Tom Barnes’ın Mic’te yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.