Toplumumuz merak uyandırıcı yeni bir evreye girerken okur kitlesini daha kaygı verici ve hastalığa meyilli bir boyuta getiren Ayn Rand’ın felsefesi ahlâkdışılığıyla neredeyse mükemmel. – Gore Vidal (1961)

ABD tarihinde nadiren bir yazar toplumu daha az veya daha çok şefkatli bir hale getirebilmiştir. 1850’lerde Harriet Beecher Stowe ABD’yi daha insancıl bir ülke yapma adına güçlü bir kuvvetti, Afro-Amerikalıların köleliğine son vermişti. Yüz yıl sonra Ayn Rand ise ABD’nin sanayileşmiş dünyanın en umursamaz ülkelerinden birine, sağlık hizmetlerinin yalnızca parası olana sağlandığı ve genç insanların iflasla ortadan kaldırılamayacak devasa öğrenci kredisi borçları ödemeye mahkum bırakıldığı, neo-Dickenscı bir topluma dönüşmesine yardımcı oldu.

Rand’ın etkisi geniş kapsamlı ve derin oldu. Buz dağının görünen ucunda Rand’ın etkisi altında bıraktığı, Amerikan toplumunu şekillendirmiş önemli siyasi figürler yer alıyor. 1950’lerde Ayn Rand, sonradan Atlas Silkindiyi oluşturacak taslaklarını, ironik bir biçimde “Kolektif” adıyla anılan, genç “bireycilerden” oluşan yakın çevresine okudu. Bu toplulukta 1987-2006 yılları arasında Federal Merkez Bankası’nın, (Federal Reserve Board) başkanlığını yapacak olan Alan Greenspan de vardı.

1966’da Ronald Reagan kişisel bir mektubunda “Ayn Rand’ın bir hayranıyım” yazmıştı. Bugün, temsilci Paul Ryan (Cumhuriyetçi Parti – Wisconsin) Rand’ın ona siyasete atılma ilhamını verdiğini, senatör Ron Jonhson (Cumhuriyetçi Parti – Wisconsin) ise Atlas Silkindi’nin “temel kitabı” olduğunu söylüyor. Temsilci Ron Paul (Cumhuriyetçi Parti – Texas) Ayn Rand’ın üzerinde derin bir etkisi olduğunu söylerken, oğlu senatör Rand Paul (Cumhuriyetçi Parti – Kentucky) ise yazarın çok daha büyük bir hayranı. Rand hayranları listesinde yer alan diğer bazı isimler ise Yüce Divan yargıcı Clarence Thomas, G.W.Bush’un ikinci döneminde Güvenlik ve Gümrük Komisyonu Başkanı Christopher Cox ve eski Güney Kaliforniya valisi Mark Sanford. Ancak Rand’ın ABD toplumuna ve kültürüne etkisi daha da derinlere uzanıyor.

Nathan Blumenthal’ın ayartılması

Ayn Rand’ın Bencilliğin Erdemi gibi kitapları ve bireysel çıkarcılığı öven, altruizmi (diğerkâmlık) küçümseyen felsefesi, Vidal’in deyişiyle,”ölümsüzlüğünde neredeyse mükemmel”. Ancak Vidal “kötü” hakkında doğru mu? Kendisi hiç kimseyi öldürmemiş olmasına karşın Charles Manson, genç insanların zayıflıklarını suistimal etmek ve onları cinayet işlemeye ayartmaktaki psikolojik başarısı nedeniyle birçokları için “kötü”nün vücut bulmuş hali. Peki, milyonlarca genç insanın zayıflıklarını suiistimal edip, onları kendilerinden başkasını düşünmemeye yönlendiren Ayn Rand’ın psikolojik yetilerine ne demeliyiz?

Rand’ın Kolektif’inden yükselmiş en ünlü isim Greenspan iken, Kolektif’ten çıkan en çok bilinen ikinci isim ise psikoterapist, yazar ve “özgüven” savunucusu Nathaniel Branden’dır. Nathaniel Branden olmadan önce, Nathaniel Blumenthal’dı, Rand’ın Hayatın Kaynağı (The Fountainhead) kitabını defalarca okumuş 14 yaşında bir çocuk. Daha sonra “Hipnotize olmuştum” diyecekti. Blumentahl, çocukken Rand’ı okumanın nasıl da ona güçlü olabileceğini, bir kahraman olabileceğini hissettirdiğini anlatıyor. Çocukken idolü Rand’a bir mektup yazdığını ve daha sonra bir mektup daha yolladığını, bunun üzerine onu çok heyecanlandıracak bir biçimde Rand’ın onu aradığını ve son olarak 20 yaşına geldiğinde Rand’ın evine bir davet aldığını söylüyor.Çok zaman geçmeden Nathan Blumenthal dünyaya isminin içine “Rand”ı dahil ettiğini ve yeni adının Nathan Branden olduğunu açıkladı.

Ayn Rand ve Nathaniel Branden, 1950'ler.

Ayn Rand ve Nathaniel Branden, 1950’ler.

1955’te başlayıp 1964 yılında sonra eren Rand ve Branden’ın evlilik dışı ilişkileri, Branden’ın Rand tarafından sürgüne gönderilmesiyle sonuçlandı. Nathaniel Branden, Kolektif’in diğer üyeleri tarafından suikasta uğramaktan korkuyordu. Bu nedenle New York’tan Rand’ın hayranlarının daha az fanatik olduğu Los Angeles’a taşındı. Branden kârlı bir psikoterapi muayenehanesi kurdu ve yaklaşık 20 kitap yazdı, bunlardan 10 tanesinin başlığında “Ben” (Self) ya da “Özsaygı” (Self-Esteem) geçiyordu. Rand ve Branden’ın arası asla düzelmedi, ancak Branden’ın Rand’ın kişisel çıkar felsefesine olan hayranlığı 2014’ün Aralık ayında hayatını kaybedene kadar bitmedi.

Rand’ın felsefesi genç zihinleri nasıl ayarttı?

Çocukken okumalarımın arasında çizgi romanlar ve Rand’ın Hayatın Kaynağı ve Atlas Silkindi kitapları da yer alıyordu. Kahramanların basitliği bakımından çizgi romanlar ve Rand’ın kitapları arasında pek fark yoktu. Farklı olan tek şey Superman ve Batman’in aksine, Rand’ın bencilliği kahramanlık ve başkalarını umursamayı zayıflık olarak göstermesiydi.

Rand: “Kapitalizm ve altruizm birbirine uyumlu değildir… Aralarındaki seçim keskindir. Ya özgürlük, adalet ve gelişimle sonuçlanan, rasyonel bir kişisel çıkarcılık ahlâkı – ya da kölelik, kaba kuvvet, ruhsuz terör ve fedakarlıklarla gelen ilkel bir altruist ahlâk”. Birçok genç için, yalnızca kendini düşünmenin “ahlâki” bir davranış olduğunu duymak zehirleyici olabilir. Bazıları bu fikre hayatları boyunca bağımlı kalabilir.

Hayranlarını etkilemek için, Rand sıklıkla çok bilmiş bir kitap satıcısının, felsefesini tek ayak üzerinde dururken açıklaması için kendisini nasıl zorladığını anlatırdı. Rand’ın satıcıya verdiği cevap şöyledir: “Metafizik – nesnel gerçeklik. Epistemoloji – mantık. Etik – kişisel çıkar. Siyaset – kapitalizm.” Peki bu felsefe genç zihinleri nasıl yakaladı?

Metafizik – nesnel gerçeklik. Rand kafası karışık genç insanlara bir “uyuşturucu” önerdi: mutlak kesinlik ve kaygıdan kurtuluş. Rand nesnel bir gerçekliğin varlığına inanıyordu ve nesnel gerçekliğin ne olduğunu katiyetle biliyordu. Bu gerçeklikte gökdelenler, sanayi, demiryolları ve fikirler vardı – en azından onun fikirleri. Rand’ın nesnel gerçekliği ne kaygı ve üzüntü ne de mizah içeriyordu – en azından iğneyi kendine batıran bir mizah içermiyordu. Rand, Kollektif’ine nesnel gerçekliğin Beethoven’ın, Rembrandt’ın ve Shakespear’in gerçekliklerini içermediği konusunda güvence verdi – onlar fazla kasvetli ve fazla trajiklerdi, basitçe mızıkçıydılar. Rand, Mickey Spillane’i ve yaşamının sonlarına doğru “Charlie’nin Melekleri”ni tercih ediyordu.

Epistemoloji – mantık. Rand tarzı mantık, evreni yönetmek için kullanılan “havalı bir oyuncak”tı. Rand Plato’yu şeytanlaştırır ve genç Kolektif üyelerine onu hor görmeyi öğretirdi. Eğer Rand, Plato tarafından kesin tanımların keşfi ve duru düşünce olarak tanımlanan Sokratik Yöntem’e gerçekten inanmadıysa, neden bunu düzenli olarak Kolektif üyelerinin üzerinde denedi? Ayrıca, karanlık ruh halleriyle ve umutsuzlukla dalga geçerken, Kolektif üyelerini romanları karanlık ruh halleri ve umutsuzlukla dolu Dostoyevski’yi sevmeye yönlendirmesi de garip bir durumdu. Hipnotik bir akıcılıkta konuşan bir demagog, aynı zamanda entelektüel olarak tutarsız da olmalı, hatta bazen küstahça bir tutarsızlık. Bu durum, duru düşünen genç insanları sürüden ayırarak otoritenin karşılaştığı meydan okumaları da ortadan kaldırıyordu.

Etik – kişisel çıkar. Rand’a göre, tüm alturistler maniplülatördüler. Fedakar ebeveynlerinin, Hristiyan misyonerlerin ve ABD Dış Yardım çalışanlarının amaçlarını ayıklamış çocuklar için daha çekici ne olabilir ki? Nathaniel Branden’ın o dönem hâlâ içinde bulunduğu Rand’ın “şampiyonları”, Rand’ın kişisel çıkar görüşünün korkunç bir şekilde yanlış anlaşıldığını düşünüyorlardı. Onlar için kişisel çıkar, Rand’ın kahramanı mimar Howard Roark’un tam olarak istediği işi çıkaramadığı için alacağı komisyonu reddetmesi anlamına geliyordu. Rand’ın bazı roman kahramanları “namus” sahibiydiler, yine de  Rand için gerçek “namus” ve toy kibir arasındaki farkı ortaya çıkarmak pek zor değildi. Rand’ın “namus”u, kibri, olabildiği kadar fazla kontrol ve para elde etmek için kimin zarar görebileceğini umursamadan kiminle olursa olsun ortaklık kurmak ve kendi daimi haklılığıydı. Bir bireyin bencilliğini, kibrini ve egoizmini onun “namus”uyla bir tutmak, onu bencillik, kibir ve egoizmle “namus” arasındaki farkı bulma zahmetinden kurtarıyor.

Siyaset – kapitalizm. Rand her ne kadar Sovyet totaliteryen kolektivizmini kötülese de, şirketçi/kurumsal totaliteryen kolektivizm hakkında söyleyecek pek fazla şeyi yoktu. Duruşuna çok uygun bir şekilde yok saydığı şey, devasa Birleşik Devletler şirketlerinin, Sovyetler Birliği gibi, bireyselciliği, özgürlüğü ve cesareti pek de el üstünde tutmadığıydı. Rand, ABD’de icabet hakkında konuşarak zengin olunamayacağını bilecek kadar zeki ve ikiyüzlüydü. Bunun yerine Rand “Amerika’nın Zulme Uğramış Azınlığı: Büyük Şirketler” başlıklı konferanslar verdi. Bu şekilde genç kariyerist “şirketçiler” Rand’ın bireysel biçimli “radikal kapitalizmini” benimseyebiliyor ve kendilerini radikal hissedebiliyorlardı – risk almadan radikal.

Rand’ın mirası

Görünen o ki geçtiğimiz yıllarda önde gelen siyasi figürlerin, Hristiyanlık hakkındaki görüşlerine rağmen Rand’ı açıkça benimsemelerinin sorun olmadığı bir evreye girdik. Ayn Rand’ın kişisel çıkarı el üstünde tutan felsefesi, %1 için özel bir haz olmasına karşın, Rand hayatı boyunca %1 için açık bir utanç kaynağıydı. Kendi aralarında Rand’ın kitaplarını birbirlerini bencilliklerinin ahlâkı üzerinden tebrik etmek için kullansalar da, göz önünde Rand’ın din ve tanrıyla ilgili görüşleri nedeniyle ondan hep uzak durdular. Örneğin Rand, ulusal televizyonda “Tanrıya karşıyım. Dini onaylamıyorum. Din psikolojik bir zayıflıktır. Ben dini şeytani görüyorum.” Aslına bakarsanız, yine bir tutarsızlık söz konusu. Rand’ın bir tanrısı vardı: Kendisi.

‘Biz’ kelimesiyle işim bitti. Köleliğin, yağmanın, sefilliğin, yanlışlığın ve utancın kelimesi. Şimdi tanrının yüzünü görüyorum ve bu tanrıyı dünyanın üzerine çıkartıyorum. Bu tanrı ki, insanoğlu var olageldiğinden beri onu aradı. Bu tanrı ki, onlara zevk ve gurur bahşedecek. Bu tanrı, tek kelime: ‘Ben’

Harriet Beecher Stowe, Birleşik Devletlerin Afro-Amerikalıları canavarlaştırmaktan utanç duyması gerektiğini söylerken, Ayn Rand bencillik ve umursamazlıktan doğan bu suçluluğu ABD toplumunun üzerinden kaldırdı. Zenginlerin adil miktarda vergi ödememelerini “ahlâklı” kılmakla kalmayıp, milyonlarca ABD’liyi acı çeken başkalarının, hatta acı çeken kendi çocuklarını bile umursama yükünden “kurtardı”.

İyi haber şu ki, bazı eski Rand hayranlarının Rand felsefesinin yaşamlarında bıraktığı hasarı yamayıp, Rand’ı zihinlerinden temizleyebildiklerini gördüm. Peki, Birleşik Devletler ulusça bunu yapabilir mi?

* Bu yazı klinik psikolog Bruce E. Levine’ın alternet.org’daki makalesinden kısaltılarak çevrilmiştir.