Apple ve FBI arasında bir teröristin akıllı telefonunun şifresini kırmak üzerine dönen mücadele neyin tehdit altında olduğunu anlamaya, teknoloji endüstrisinin geleceğini öngörmeye yardımcı oluyor.

Tahminde bulunurken eğer paranızı şuna yatırırsanız kaybetmezsiniz: Dijital teknoloji her zaman daha fazla kişisel bilgi talep ediyor ve biz kullanıcılar onun taleplerine hep boyun eğiyoruz. Günümüzün akıllı telefonları pek çok kişisel veri içeriyor – yazışmalarınız, fotoğraflarınız, konumunuz, itibarınız. Ancak pek çoğu henüz tam gelişmemiş halleriyle etrafımızda olan geleceğin aygıtları çok daha fazlasını içeriyor olacak.

İstediğimizi sandığımız bütün teknolojileri bir düşünün – sadece daha iyi ve kullanışlı telefonlar değil, aynı zamanda kendi kendine hareket eden arabalar, sesinizle kontrol edebildiğiniz akıllı yardımcılar veya uzaktan görüntüleyip yönetebildiğiniz ev eşyaları. Pek çoğunun sürekli daha fazla veri toplayan kameraları, mikrofonları, sensörleri ve bütün bunları anlamlandırmak için gittikçe daha sofistike hale gelen bir teşebbüsü olacak. Gündelik aletler her sözünüzü ve hareketinizi kaydedip inceliyor olacak.

Bu da teknoloji şirketlerinin ve elbette biz kullanıcıların, Apple davasının yansımalarından neden korkmaları gerektiğini gösteriyor. Emniyet görevlileri ve destekçileri geçerli bir mahkeme kararı olduğu takdirde polislerin, bir soruşturmada önem teşkil edebilecek hiçbir alete erişim zorluğu çekmemesi gerektiğini savunuyor.

Eğer Apple kullanıcılarına dokunulmaz olduğu güvencesini verdiği telefonun içine girebilmek için kendi geliştirdiği güvenliği kıracak olursa, bu hep-izleyen geleceğin sözde emniyet duygusu parçalara ayrılmaya başlar. Eğer her alet sizi izleyebiliyorsa ve mahkeme emriyle bunların hepsi emniyet güçleri tarafından dinlenebilecekse, özel görüşme diye bir şey kalır mı? Bu artık içinde sır tutmaya yer olmayan bir dünya inşa ettiğimiz anlamına mı gelir?

Washington Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Neil Richards’ın söylediğine göre “Bu dava tek seferlik bir şey değil, bu geleceğimizle ilgili.” Richards, teknoloji ve hukukun gözetlenme korkusu olmadan düşünmeyi ortadan kaldırdığı bir toplumun tehlikelerini araştıran Intellectual Privacy (Fikri Mahremiyet) kitabının yazarı. Fikri yaratıcılığın temelinde mahremiyet ölçütünün yer aldığını, bu mahremiyetin de etrafımızı çevrelemesine izin verdiğimiz kameralar, mikrofonlar ve sensörlerle yıprandığını savunuyor.

“Eğer ifade özgürlüğüne önem veriyorsak öncelikle söyleyecek ilginç şeyleri bulma yöntemlerimizle ilgilenmemiz gerekiyor,” diyor. “Ve eğer sürekli gözetleniyor, izleniyor, kayıt altına alınıyorsak tartışma yaratan, alışılmadık, değişik, ‘sapkın’ fikirlerle ilgili deneyler yapmaya karşı çok daha gönülsüz olacağız, ki çok önem verdiğimiz fikirlerin pek çoğu bir zamanlar ciddi tartışmalara yol açmıştı.”

Richards ortalığı velveleye veriyor gibi görünebilir, özellikle de FBI’ın Apple’a yönelttiği telefon kırma talebinin yalnızca bu özel durum için geçerli olduğuna inananların gözünde.

FBI Direktörü James B. Comey Jr. pazar günü bir blog gönderisinde şunları yazdı: “Davanın hukuki konusu oldukça dar kapsamlı. Tek istediğimiz elimizdeki arama izniyle teröristin telefonunun şifresini telefon kendini imha etmeden ya da on yıl uğraşmadan tahmin edebilme imkanı. Bu kadar.” Ancak insan hakları aktivistleri, devletin eski teknolojilere dayanan mahkeme kararlarını yeni teknolojileri idare etmek için de kullanmaya dair uzun süreli bir alışkanlığı olmasa Comey’nin sözlerinin daha inanılır olabileceğini söylüyor. 1960 ve 1970’in mahkemelerinin analog telefon görüşmelerinin dinlenmesiyle ilgili belirlediği kurallar, daha sonradan internetin kitlesel gözetimi için de esas alınmıştı. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nin (ACLU) baş teknoloji uzmanı Chris Soghoian’a göre “Üçüncü kişiler tarafından sağlanan veri için doğru düzgün bir anayasal güvence yok, olan da e-postadan, arama motorlarından, sosyal ağlardan önce, 1960’larda verilen bir Yüce Mahkeme (Supreme Court) kararına dayanıyor.”

Soghoian devletin daha önceden de bağlı aletleri gözetleme makinelerine dönüştürmeye dair bir çabası olduğunu hatırlatıyor. Üzerinden on yıldan fazla geçmiş olan bir çete davasında FBI, (OnStar gibi acil bir durumda operatöre bağlanma imkanı sağlayan bir cep telefonu kullanan) yol yardım asistanı tasarlayan bir şirketten bir arabadaki insanların konuşmalarını gizlice kaydetmesini istemişti. Bir mahkeme FBI’ın bu talebini, böcekle dinlemenin yardım asistanının işleyişine engel olacağı gibi pek kısıtlı bir gerekçeyle reddetmişti. Soghoian: “Mahkeme cihazın temel işlevine dokunulmadığı takdirde  her türlü gözetimin önünü açtı.” diyor, “Yani bu karara göre Amazon Echo hava durumunu söyleyebildiği veya müzik çalabildiği sürece, devlet Amazon’u sizi gizlice gözetlemesi için zorlayabilir.” Soghoian burada size yardımcı olmak için sürekli gündelik konuşmalarınızı dinleyen Amazon’un kullanışlı dijital asistanına referansta bulunuyor. Echo anahtar sözcükleri dinliyor ve sesinizi Amazon’un sunucularına yayarak deşifre etmeye çalışıyor. Apple davasının Echo kullanıcılarının güvenliğini nasıl etkileyeceği konusunda yorum yapmaktan imtina eden Amazon, sürekli insanların seslerini kaydetmediklerini ve ses kayıtlarını sadece sistemin sizi daha iyi anlayabilmesi için sakladıklarını söylemekle yetindi.

Ancak Apple davası, bu sözleri baltalayabilecek bir tehdit. Eğer bir mahkeme Apple’ı bir iPhone’u kırmaya zorlarsa, neden Amazon’u da Echo’nun güvenlik modelini değiştirerek söylediğiniz her şeyi kaydeder bir hale getirmeye zorlayamasın ki? Soghoian Apple davasının bu teamülü yaratabileceğini söylüyor: “Nesnelerin İnterneti‘nin Gözetimin İnterneti’ne dönmemesi için ihtiyacımız olan, evlerimize ve yatak odalarımıza davet ettiğimiz şirketlerin askere alınıp ürünlerini FBI için gezinen gizli dinleme aletlerine çevirmeye zorlanmalarını engelleyen net bir mahkeme kararı.”

Bazı okuyuculara göre bu sorunun daha basit bir çözümü olabilir: Seni gözetlemeye zorlanabilecek teknolojilerden vazgeç. Amazon Echo’yu satın alma. Evine kameralar koyma. İnternete bağlanıp evde olup olmadığını görebilen bir termostat kullanma. Bu argümanlarda bir haklılık payı olsa da teknolojinin, biz onu bilinçli olarak davet etmediğimizde dahi hayatlarımıza solucan gibi ilerleyerek girebilen yanını unutmamak gerek. Akıllı telefonlar ve kişisel bilgisayarlar bir zamanlar lükstü, ama daha fazla insan kullandıkça onlardan kaçınmak mümkün olmamaya başladı.

Nesnelerin İnterneti de benzer bir yol izleyecek. İşverenler ve sigorta şirketleri sizden sağlığınızı takip eden cihazlar takmanızı isteyebilir. Kamera veya sensörü olmayan bir araba bulmak imkansız hale gelebilir. Hoşunuza gitse de gitmese de aldığınız her buzdolabının içinde bir kamera olacak.

Stanford İnternet ve Toplum Merkezi’nde insan hakları direktörü olarak görev yapan Jennifer Granick: “Tarihsel bir bakış açısından yepyeni bir çağa girdiğimizi söyleyebiliriz” diyor. Yakın zamana kadar gözetimin zor olduğu bir dünyada yaşıyorduk. “Geçmişte sizinle sohbet edebilirdik. Hiçbir yerde kaydı bulunmazdı, buna kimsenin erişimi olmazdı. Kağıda bir şeyler yazıp şöminemde yaktığım zaman sonsuza kadar ortadan kaybolurdu.” Ancak teknik ve yasal korumanın yokluğunda teknoloji bu öngörüleri tersine çeviriyor. “Artık gözetime imkan veren bir dünyamız var. Hem ucuz hem de kolay. Toplumun sorması gereken soru şu: Gerçekten istediğimiz bu mu?”

* Bu yazı Farhad Manjoo’nun The New York Times’da yayımlanan yazısından çevrilmiştir.