Geçen yıl Temmuz ayında NASA’nın “Juno” adlı uzay aracı, Jüpiter’in yerçekimi etkisine girecek kadar yavaşladı. 2016’daki Amerikan Bağımsızlık Günü’nde Juno frenlerine son kez asıldı. (NASA’ya göre bu zamanlama “vatansever” bir tesadüftü.) O günden sonra bilim insanları, bu 20 metrelik güneş enerjisiyle çalışan uzay aracından beklediklerinden daha fazla ve daha tuhaf bilgiler edinmeye başladı.

İşte Juno’nun bu gizemli gaz devi etrafındaki ilk yıldönümü şerefine, göreve dair bilgiler:

Tasarım

İyi bir uzay aracı ve görev planı olmadan, Juno yörüngeden asla çıkamazdı. Lockheed Martin tarafından inşa edilen uzay aracı tam anlamıyla bir mühendislik harikası: Daha önce Dünya’dan gönderilen ve güneş enerjisiyle çalışan hiçbir aracın gidemediği kadar uzağa, üstelik ulaşamadığı hızda yolculuk yapmayı başardı. (1,7 milyar mil!) Juno’nun mühendisleri, geminin hassas makinelerini, derin uzaydaki tehlikeli soğuk hava şartlarından korumak zorundaydı. Jüpiter’in güçlü radyasyonu ve elektrik alanından bahsetmiyorum bile.

Görev tasarımı, tüm bu havalı makinelerin iyi veri toplamasına izin vermediği sürece hiçbir işe yaramazdı. Juno’nun uçuş planı, olağanüstü durumlar için bile sıradışı olsa da, neyse ki bu bir sorun teşkil etmedi. Juno‘nun yörüngeleri sadece önceki Jüpiter görevlerindekilerden daha düşük değil, aynı zamanda gezegenin bütününü haritalayabilmesi için aralıklı konumdadır. (En düşüğü, Jüpiter’in ünlü fırtına bulutlarının sadece 2,500 mil ötesinde.) Juno’nun baş araştırmacısı Scott Bolton, “İnanılmaz bir başarı elde ettik, özellikle tasarım bizim en büyük başarılarımızdan biridir diyebiliriz,” dedi.

Jüpiter’in kuzey kutbu

Kutuplar

Juno’nun yörüngesinin bir diğer özelliği de ekvatoral olmamasıdır. Yörünge, Jüpiter’in hafif eksen eğimi nedeniyle daha önce kimsenin görmediği kuzey ve güney kutuplarını görüyor.  Bu da, Jüpiter’in bilinen turuncu beyaz şeritli yapısından arta kalan kısımların oldukça mavi ve Dünya’yı yutabilecek siklonlarla kaplı olduğunu çarpıcı bir biçimde gözler önüne serdi.

Atmosfer

Juno şimdiye kadar Jüpiter’e yalnızca tek bir yakın geçişini (Juno ekibinin “bilim yörüngesi” diye tabir ettiği) tamamlayabildi. Hâlâ gidecek çok yolu olsa da (12’den daha fazla ve aslında radyasyon hasarından korunmasını sağlayan mekanik aksamı sayesinde) ilk sonuçlar gaz devi hakkındaki bilimsel teorilere meydan okur nitelikte.

Jüpiter’in aurora’ları, Dünya’dakinin tam aksine, elektronları kutup bölgelerinden çekerek enerjilerini sağlıyor. Atmosferi, manyetik ve yerçekimi alanı, bilimsel öngörülerden daha hareketli ve değişken. Bolton dahil bilim insanları, gaz devi hakkındaki diğer varsayımları konusunda haklı olup olmadıklarını merak ediyorlar.

Jüpiter’in “Yüzü” (Kaynak: NASA)

Bu Juno‘nun bilim insanlarının cesaretlerini kırdığı anlamına gelmiyor. Tam aksine Juno‘nun amacı gezegenin tarihini yeniden yazmaktı. (Ya da en eksik kalan yerleri tamamlamak.) Juno henüz yalanlamadığına göre, Jüpiter hâlâ Güneş Sistemi’nde her şeyi başlatan gezegen. Bileşimi -karbon ve azot gibi daha ağır elementlerle zenginleştirilmiş olması haricinde- aslında Güneş’inkiyle aynı. Yani Güneş ve yaşam çorbası için gerekli malzemeler. Bilim insanları ve uzay meraklıları, bunun ne anlama geldiğini öğrenmek için birkaç “bilim yörüngesi”nin daha tamamlamasını beklemek zorunda kalacaklar. Juno’nun kayıtlarıyla birlikte, uzay aracının Dünya’ya gönderdiği cevaplar ne olursa olsun, beklenmedik olacağı kesin.

Birinci yıldönümünüz kutlu olsun Jüpiter ve Juno! Gelecek sene neler öğreneceğimizi görmek için sabırsızlanıyoruz…